| AŞKIN GÖZYAŞLARI NİÇİN AKMIYOR BU COĞRAFYADA? |
|
|
| Salih Zeki ŞAHİN |
| Salih Zeki ŞAHİN tarafından yazıldı. |
| Salı, 21 Şubat 2012 08:39 |
Ben kavgaların, gürültülerin, taşların, sopaların, küfürlerin çocuğu değilim.Ben mavi denizlerin, yemyeşil ormanların, göz alabildiğine uzanan fındık bahçelerinin çocuğuyum. Benim hayatımda taş atmak, çöp tenekelerini devirmek, molotofla araba yakmak olmadı. Benim hayatımda parasız yatılı okullarının hasret kokan duvarları, uzun yemekhane kuyrukları oldu. Bizim coğrafyada en büyük kavgaların ya enikten ya inekten çıktığı kabul edilirdi. Komşuların arazileri arasındaki ağaçların kime ait olacağı konuşulurdu. Kendi yerinde çıkan tatlı su kaynağının kullanımı için kavgalar verilirdi. Bizim coğrafya “militan” “gerilla” lafını sadece haber saatlerinde duyardı. Benim doğduğum yerlerde her fırsatta vur abalıya tarzında “Devlet”e çatılmazdı. Her kötülüğü “Devlet” yapıyor, bizim halkların iyiliğini istemiyor anlayışı etraf-ı aleme empoze edilmezdi. Benim kavgam üstün iradeyle değildi ama üstünlüklerini hiç kaybetmek istemeyen gayri samimi insanlarla idi. Kavgaların içinde büyümedim yalnız; neyin, nasıl kavgasının verildiğini çok iyi gördüm. Şaşırdım. İnanamadım. Binlerce yıllık muhabbet ve maneviyat topraklarını ne hale getirmek istiyorlardı. Huzurun yerine sefaleti, sevginin yerine husumeti, kardeşliğin yerine adaveti hakim kılmak istiyorlardı. Başarmışlardı kısmen. Neyi savunduğunu bilmeyen insanlara düşünme fırsatı vermiyorlardı. “Buralarda sen yaşıyorsan buralar sadece senindir, kim varsa yabancı senin malında gözü var demektir.” anlayışını hakim kılmak istiyorlardı. Anlamadığım şuydu: Kandırılmışlığın ilmi ve cehli de yoktu. Yani en derin âliminden en iyi okuryazarına kadar bir karanlık sevdası oluyordu insanlarda. Kınamıyoruz. Kınayamayız. Kimsenin değerleriyle, inandıklarıyla alay etmiyoruz. Filozof, arkadaşına “bazen itiraz et de iki kişi olduğumuzu anlayalım” diyor. İtirazlarına, kendi haklarına sahip çıkmalarına saygı duyuyoruz, yalnız: İtirazım var. Kardeşçe yaşamak varken. Yaşadığımız bu toprakları daha huzurlu kılabilmek imkanı bize verilmişken. Kendi ellerimizle kendi cehennemimize odun taşıdığımızın hiç farkında olmadan yaşıyoruz. Acı çekenlerin çektirenlerden hesap sormasını can-ü gönülden arzuluyoruz. Gerçek ve ebedi bir hayatta bunların hesabı elbette ilahi bir mahkeme-i kübrada görülecektir. Bu dünyada yapanın yanına kar kalmaması için hesap vermeliler. Su-i misal olmaması için hesap vermeliler. Acıların dindirilmesi için hesap vermeliler. Şems-i Tebrizi’nin hayatının analatıldığı kitaptır “Aşkın Gözyaşları”. Oradaki sevgiyi, saygıyı ve hoşgörüyü referans aldığım için bu metne başlık olarak ilham oldu kalbime. Sahi aşkın gözyaşları ne zaman akacak bu kadim şark illerinde. Her seferinde taşa sopaya sarılmadığımız, her öfkede elimize molotoflar almadığımız zaman değil mi? Tarafımızı, İbrahim’in ateşini söndürmek için ağzında su taşıyan karınca gibi belirlediğimiz zaman değil mi? Savaş baltalarını gömmek değil, ateşe atmak, odunlarını yakıp demirlerini yüreğimizin sıcaklığıyla erittiğimiz zaman değil mi? Evet, sanırım bunlar bir gün olacak; tek dileğim o gün son günümüz olmasın. |
![]() | Bugün | 1046 |
![]() | Dün | 1314 |
![]() | Bu Hafta | 2360 |
![]() | Geçen Hafta | 9683 |
![]() | Bu Ay | 29976 |
![]() | Geçen Ay | 44468 |
![]() | Toplam | 939677 |