| CÜBBELİ CÜBBESİZ OLUNCA… |
|
|
| MEHMET TAHİROĞLU |
| Mehmet TAHİROĞLU tarafından yazıldı. |
| Cuma, 16 Aralık 2011 08:13 |
|
Cübbe; nazar-i dikkatetlere daha çok maddi değerinden ziyade yüklendiği beşeri yada manevi kıymeti ile yansımıştır.Bundadır ki cübbe, herzaman bütün akademisyenlerin ulaşılması gereken bir hülyası olmuştur.Kimileri başarmıştır, kimilerinde ise saadet hülyası olarak kalmıştır.
Cübbeyi terzi diker, diker dikmesine ama yakasına kullanma talimatını yazmaz. Zira talimatı sebeb-i telif’inde yüklüdür.Başarı ile nihai merhaleye gelenler cübbeleriyle ödüllendirilir.Ve denir ki;
“SEN, ARTIK BİR CÜBBELİSİN VE ÖDEVİNİ YAPMAK İÇİN VAZİFELİSİN”
Savcıya cübbesi verilirken; sen haberdar olduğun suçlara bizzat duruma vakıf olarak, lehte veya aleyhte tüm delilleri toplayarak ve onların asli doğruluğuna göre hakkında kamu davası açıp açmamaya karar verebilen, açılan kamu davalarında iddia makamını temsil eden bir CÜBBELİ’sin denilmiştir.Hakime cübbesi verilirken; sen tüm anlaşmazlıklar ve suçlarda ilişkin konuları, hukuk ilkelerine uygun olarak inceleyen, vicdani kanaatine göre ve bağımsız olarak karar verme bilgi ve becerisine sahip bir CÜBBELİ’sin denilmiştir. Doktora cübbesi verilirken; sen İnsanların sağlığını korunması için önlem alan, hastalıklara teşhis koyan, tıbbi ve cerrahi operasyonlar yaparak hastaların tedavisini yapan bir CÜBBELİ’sin denilmiştir.Ressama cübbesi verilirken; sen doğanın eşyanın veya insanın resimlerini kendi algıladığın şekli ile soyut veya somut bir yaklaşımla tuvalına yansıtan bir CÜBBELİ’sin denilmiştir.İmam Hatip’liye cübbesi veriliken; senin görevlerini saymakla bitirmek zordur, senin tatilin yoktur, senin vazifen meslek değil muhabbettir, sen cemaatinden 130 cm önde duran değil, her şeyinle örnek olansın, senin cübben ELBİSEN’dir, sen elbisende ihlas ve samimiyetin görüldüğü bir CÜBBELİ’sin denilmiş ve Hz. Ali Efendimiz şu güzel sözü, bitmez tükenmez vazifelerinin sonuna eklenmiştir: "Bir atım olsa da imamlığa yetişsem, bir atım daha olsa da imamlıktan kaçsam." İmamlığın ne kadar faziletli ama aynı derecede mes'uliyet gerektirdiğini anlatması bakımından bu ilginç örneklede kalınmayıp nihai olarak da taklitlerinden haberdar edilmiştir.Ve son nokta; Ey İmam Arkadaş senin öyle taklitlerin varki hani şu yerli filmlerinin ekseriyetinde izlediklerimiz gibi soytarı kılıklı, üçkağıtçı, paragöz, namussuz ve sözde hoşgörü örneği tipler olarak tavsif edilen CÜBBESİZ’ler var ya işte onların taa kendileridir, onlara karşı vazifeni asla aksatma denilerek konulmuştur.
CÜBBELİ’leri ve görevlerini örnekleyerek devam ettirmek elbette mümkündür.Ama ben burada noktalamak istiyorum; zira kalemimin ucuna günlerce gündemimizi meşgul eden bir HABER’in DEM’i sürekli akıp durmakta.İzninizle bir paragraf açalım burada.Dem önemlidir.
Kamuoyunda CÜBBELİ olarak bilinen Ahmet Mahmut ÜNLÜ Hocaefendi aleyhinde isnad edilen suçlamalar adli makamlara intikal ettiği için, konuşulanlarla ilgili, şahsi yorumlara girmeden, adli sürecin bir an önce tamamlanmasını beklemek, herkesin mutlaka uyması gereken genel bir ilkedir. Hiç kimse kendisine bir suç isnat edilen kişi ile ilgili sadece medyadaki açıklamaları yeterli görerek kamuoyunu yönlendirme gayreti içine girmemelidir.
İnternet haber siteleri ve sosyal paylaşım sitelerinde söz konusu video ve resimlerin montajlı ve duplörlü olduğuna dair açıklamalarda; “Dublörün; yüzü daha uzun, burun ve ağız mesafesi fazla, kulak boşluğu ve memesi küçük, kaş mimikleri farklı esnemelerde (değişik şekillerde), gözleri küçük, kaş aralığı daha uzun, cepheden bakıldığında burun ucu sivri, güldüğü zaman ağzı yay şeklini alırken CÜBBELİ HOCA’nın ağzı düz olarak esniyor.Söz konusu dublör, ne kaşının kalınlığı ile, ne burnunun büyüklüğü ile, nede sakalının kesim şekliyle Ahmet Mahmut ÜNLÜ Hocaefendiye hiç benzetilememiştir.Tekerrüre dayalı bu imha girişiminin mumu tabiri caizse yatsı olmadan söndürüldü.” gibi metinleri her birimiz okumuş izlemişizdir.
Hani milletçe aramızda, olaylara bakış ve değerlendirmelerinde çok meraklı ve hızlı kanat yapımız vardır ya; hemen de yazıverip çizmişiz ve inanmışızdır. Bunlar pek alâ doğru tespitler olabilir ama bunların üstüne, filmin sözde öznesinden(!) balyoz gibi inen açıklamalar düştü abluka altındaki düşüncelerinize.
“…Allah'ı, Rasûl'ünü ve Meleklerini şahit tutarım ki; ben ne Kazakistan'dan ne de Fas'tan, ne fuhuş için ne de nikah için hiçbir kadın getirtmedim. Eğer getirttiysem Allah'ın, Meleklerin ve bütün insanların laneti benim üzerime olsun. Ama eğer getirtmediysem Allah'ın, Meleklerin ve bütün insanların laneti bana bu iftirayı düzenleyen ve beni bu duruma sevk edenlerin üzerine olsun…” (Ahmet Mahmut ÜNLÜ – 14.12.2012 tarihli basın açıklamasından)
İşte bu yemin tabiri caizse dananın kuyruğunu koparmıştır tüm inananlar için.Zira en büyük yeminler edilmiştir, ki bu kanaatın doğrudan yana olması için tek başına yeterli anttır.
Yukarıda izninizle paragraf açmıştık değil mi? Biliyorum unutmadınız.Lütfen ufak bir parantez daha; zira demini aldığımız haberin deminden dem çıkartan bir açıklama daha var akıllarda. Saadet Partisi, takipçisi olacaklarını belirttikleri Ahmet Mahmut Ünlü Hocaefendi için isnad edilen durumla ilgili olarak yaptıkları basın açıklamasında önemli bir noktaya dikkat çekmekteler.
“…Bizim dikkat çekmek istediğimiz asıl nokta, özellikle bu cemaatin bir araya geldiği bölgenin jeopolitik konumudur. Bundan önce aynı bölgede iki hocanın şehit edilmesi ile ilgili kafalardaki soru işaretleri henüz netleşmemiştir. Bu olayların failleri tam olarak ortaya çıkarılamamıştır. Kamuoyu bu gelişmeleri aynı bölgede bulunan Patrikhanenin etki alanını genişletmek için dış istihbarat birimleri tarafından yapıldığı yönünde bir kanaate sahiptir. AB’nin azınlıklarla ilgili dayatmaları, Ekümeniklik tartışmaları, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılma görüşmeleri, Batılı ülkelerden ülkemize gelen her üst düzey yöneticinin ikinci ziyaret adresinin Fener Rum Patrikhanesi olması da, bu algının güçlenmesine neden olmuştur. Ülkemiz kamuoyu, adli süreç sonucu, hangi karar çıkarsa çıksın bu bölgeye olan hassasiyetini korunmalı ve sahip çıkılmalıdır.Bu tarz korkutmaları kullanarak, devletiyle, milletiyle hiçbir problemi olmayan bu insanların, bölge ile oluşan bağı zayıflatılmak istenmektedir…” (SP İst.İl Bşk.lığı – 13.12.2012 tarihli basın açıklamasından)
Tamam tamam kızmak yok parantezi kapatıyoruz.Ama şu da bilinmeli ki makalenin cübbesi ödevini yapmakta. Araya gündemimizi meşgul eden haberin demi girdi değil mi? Ne güzel CÜBBELİ’leri anlatmaktaydık. Bölünmüş ve yarım kalmış ise demek ki CÜBBESİZ’ ler de varmış.
CÜBBELİ topluma HAK, HALK, HAKİKAT, HİZMET ve HÜRRİYET SAĞLAMA için yetiştirilmiştir. Ve ondan istenmiştir ki bunların aksine hareket edipte HIRS ve HİNLİK peşinde olan CÜBBSİZ’ lere karşı atakta ol ve mücadeleni kazan.
Eveeet…
Sevgili Doktor’um cübbeni çıkartıp ta organ mafyacılığına karışma. CÜBBESİZ’leşme.
Kıymetli Avukat’ım cübbeni çıkartıp da haksıza üç-beş kuruş için yaranma.CÜBBESİZ’leşme.
Değerli Baytar’ım giy cübbeni, hastalanmış dört ayaklılarla birlikte iki ayaklı hastalarında var. Sen hiç CÜBBESİZ’leşme.
Eğer ki sizler CÜBBESİZ olursanız bizler olmayız. Bizler olmazsak sizler hiç olmazsınız.
CÜBBELİ CÜBBESİZ OLURSA TOPLUM BİTER!
Hayır! Ağlamıyorum, gözlerime biraz Türkiye kaçtı.
Zorla ele avuca sığmaz ki CÜBBESİZ’lik.
Koş gel hadi günahlarından TÜRKİYE’m
Nazın sitemin belli değil TÜRKİYE’m.
Biz senin neyiniz anlayamadık! Sevda ateşin aynı değil CÜBBELİ’im.
Merhametine dön, beni benden çal.Buna ne lüzum var TÜRKİYE’m.
Allah’a emanetsin TÜRKİYE’m.
Selam ve Dua İle
Mehmet TAHİROĞLU / İst. Not: CÜBBELİ ithamı hiçbir şekilde A.M.ÜNLÜ Hocaefendi’ye ithafen kullanılmamıştır. |
![]() | Bugün | 465 |
![]() | Dün | 1314 |
![]() | Bu Hafta | 1779 |
![]() | Geçen Hafta | 9683 |
![]() | Bu Ay | 29395 |
![]() | Geçen Ay | 44468 |
![]() | Toplam | 939096 |