Baron Tasarım İnternet Hizmetleri

Afşinin Sesi

Yeşil Afşin

www.Afsinliler.com

Afşin FM

Elbistanın Sesi Gazetesi

 Elbistan Kaynarca Gazetesi

Bizim Elbistan Gazetesi

 Er-TV

kandil20.JPG
28.jpg
uyegirisi
ŞEHİR RİSALESİ. Yazdır e-Posta
(1 Vote)
Mehmet Mortaş
Mehmet Mortaş tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 26 Aralık 2011 08:40

gggyyyy

Şam ve Bağdat kırklara karışmıştır

Elde kala kala bir Mekke bir Medine kalmıştır

O da yarım kalmıştır

Urfa ufala ufala

Bir pul olacak çarpık balıklar üstünde

Belki bir toz bulutu

İstanbula küflenmiş

Bir avrupa akşamı dadanmıştır

Eski şehirlerin kimi göğe çekilmiş

Kimi yedi kat yerin dibine batmıştır

/S.Karakoç/

Şehirler en onulmadık yerde beton yığınları ile bir karabasan

gibi çöken ve ruhumuzun en dramatik yerinde onulmaz yaralar

açan kadim çağ tapınakları. Kuş cıvıltılarının yerine, kulaklarımızı

bütün seslere karşı vahşileştiren, vahşileşen kelimelerden

yüreğimizi delip geçen sözcükler. Betonlaşmanın daha

hayatımıza girmediği dönemlerde bütün çocuklar gibi bende

şehrin efsanevi, çekici bir o kadarda yaşamsal olanaklarının

etkisinde büyüdük. Her çocuk gibi bizde kendi dünyamızda

bir şehir efsanesi oluşturduk. Ne kadar da cazip gelirdi ışıkların

bir o yana bir bu yana yıldızların göz kırpması gibi oynaşmaları.

Çekerdi kendine şehir yağmurların sızlandığı vakitler  ne

kadarda masum görünür merhameti ile barındıracağından emin

bir şekilde gezmek gelirdi şehrin veya şehirlerin ruhunu.

Dört mevsim ile hemhal olmuş bizler, kuru bir sonbahar yaprağının

üzerinde yağmur damlası kovalayan bizler ne zaman şehir ile

yaşamaya başladık teslim ettik gözlerimizi, kulaklarımızı, daha

söylenmemiş yazılmamış kelimelerimizi işte o zaman kaybettik

ruhumuzda ki sevecenliğimizi.

biz şehir ahalisi kara şemsiyeliler
kapçıklar, evraklılar örtü severler
çığlıklardan çadır yapmak şanı bizdedir
bizimdir yerlere tükürülmeyen yerler.

/İ.Özel /

Taşradan şehre yolculuk kimi zaman umuda yolculuk,

kimi zaman edebiyatın bütün dallarından kuru bir dal parçası

gibi kopup beton yığınlarının arasında öyküye, şiire bürünen

kelimelerin yolculuğu. Bunalım şiirler, suskun düşünceler,

modern emperyalizmle yoğrulmuş tabanı olmayan sözler,

insanın nankörlüğünün çırpınıp duran sanal putlarıydı las vegas

ışıkları gibi oynaşan. Şehre tanıklığınız, zulümleriniz, neden

sonuç ilişkisine sığdırdığınız bilimsel tezleriniz, bilgisayar verisinin

akışı gibi aktığını zannettiğiniz hayatınız, aklınızda

formatlanmasını istediğiniz caddeler, beton yığınlarının arasında

sanal merasimleriniz, gerçeklerin görüntü kirliliği olarak

algılanması bütün imgesel ve simgesel sözcüklerinizden

kovulmasıdır. Neden sonuç ilişkisine sığdırılmış canlar,

istatistikî alafranga rakamlar, şehrin bütün aynalarında

örgütleşen zalimler, sokaklarda geçen postmodern ömür sanal

putlar önünde adanan kurbanlardır.

Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata
görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını
yerimi yadırgadım
yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka
çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı
durmadan bir beyaz aygırla taşardım derin göllerden
bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara
güneşin zekâsıyla doymak isterdim
kaba solgun kâğıtlar sunardı
şehrin
insanı bana

şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
kaypak ilgilerin
insanı, zarif ihanetlerin.

/İ.Özel /

Şehrin hor görülmüş kelimeleri ile yaşayan, çaresiz yalnız

tükenmiş hayata dair konuşacağı bir yaşam tarzı kalmamış,

cebinde intihar saatleri ile başının üstündeki yıldızların kendisine

göz kırpmasının farkına varmadan, hayalleri sanal ortamda

pişirilerek kendisine sunulan insan. Tarih boyunca ne çok acılar

çektin sükût renginde, Kabil nefsinden zalimliklerin bir yaralı

aslan gibi kovalarken mazlumları, ne çöller aştın ateşten

kavrulmuş kumların üzerinden geçerek. Şimdi şehrin dipsiz

kuyularında nefsine zulüm eden insan kıyamet bir kavurucu

kelime gibi durur önünde.

İşte öldüm, işte son kadife çiçekleri
son defneler, baldıranlarla kefenlediler beni
bütün kaçaklar için ince bir merhem oldu benim
ölümüm
bütün hoşnutsuzlar yanlarında saklayacak
benim
ölümümden yayılan kırpıntıları
boğaz tokluğuna çalışanlar
özenle kilitleyecek göğüslerinde
benim ölmüş olmamı
hiçbir yaprak damarından
hiçbir su özünden atamayacak beni
ortaya benim
ölümüm sürülecek
pey akçesi olarak
tanrıların
ölümünü bir üstlenen çıkınca
ama neler olup bittiğini hiçbir âyetten
hiçbir vakit anlamayacak şehrin
insanı

şehrin
insanı, şehrin insanı, şehrin
pahalı zevklerin
insanı, ucuz cesaretlerin.

/İ.Özel /

Bizler yitik şehirlerin/yitik medeniyetlerin insanlarıyız. Her

adımımız meşru olmayan salvolarla karşı karşıya gelir düşünceden

putlar ile savaşırken.  Bizler gönül hanemizin medeniyetini

kalbimizden attığımız günden beri ne kadarda garibiz

şehirde, ne kadarda içi boşaltılmış yaşamlarla uğraşıyoruz.  .

İnsan bu şehrin keşmekeşliğinde saygınlığını yitirdi ve ölümü

istatistiği verilere sığdırdı. Öyle bir savrulma ki şark ve garp en

dramatik oyununu oynamakta, iç içe geçmiş kültürler

medeniyetler anlaşılmaz bir ruh haline büründü. Belki de dünya

tarihi böyle çetin insanın ruhunu perişan edecek bir yaşamsal

sanallık yaşamadı. Yanılsamalar yanılgılar bir metrix felsefesi

formatında algılanması sağlanmış, insanımız fiziksel olarak varlığı

her türlü yaşam şartına uysa da yitik insan olmuştur. Yitik insan

hangi ruh ile hangi kalp ile şehrin binalarını gülden

apacaksın. Kuracağın birliğin medeniyeti sana çıkmaz sokak

gibi duruyor ey insan. Her sokak başında cehenneme ateşini biraz

daha çoğaltarak sabahlıyorsun, şehir büyüdükçe sen küçülüyorsun.

Bu küçülme sanma ki fiziki küçülme değil, yeryüzünde şerefli

haysiyetli kadirşinas durumunun küçülmesidir. Denizin

karşısında kendini damla misali aciz ve küçük görmenin

küçülmesidir. Ne hazin ne acıdır dev beton binaların arasında

ezik ve bilinçsiz yaşamak. Her adımın kaldırımlarda nankörlüğün

ile kol gezmekte, parçalanmış hayatlar matinesinde bir ömür

tüketerek geçiyor söylemlerin. Mevsimler ne kadarda özledi

çiçeklerin yurdundan geçmeni

Bilemezsin eskittiğim

Kaçıncı sokakların kaldırımı

Boynu bükük kaç çiçek ezdim

Ay tepeden vurduğu zaman

Gölgemin esrik izleri

Yorgun yüreğimin köreldiğini

Çiçeklerin rengine not düştüm

/m.mortaş/

Vitrinler önünde ayin yaparak bir ömür tüketen insan. Dev gökdelenlerden gökyüzünü göremeyen insan. Betondan bir dünyada,

betondan daha da katı ve sert kalbi olan insan. Şehrin solgun

ışıklarında boynu bükük çaresiz, gözyaşları yerine irin akan

insan, hangi bebeğin ağlamasında şehri gezdin ürpererek.

Beton binaların parçalanıp un ufak olduğu gün, bütün devasa

alış veriş merkezlerinin paramparça savrulduğu gün, hiçbir

ağacın kalmadığı ve altında gölgelenemediğin günün yakın

olmasını bildiğin halde neden gülüyorsun şeytanı kıskandırarak.

Vitrinlere sığınır

Zulüm kusarken uzaklar gülümser

Suratsız bir renge dönüşürdüm

Yollar

Boynu büküklüğümü alır götürürdü de

Gözlerim

Gökyüzüne baktığı halde

Yine de yaşarmaz

/m.mortaş/

Bizim kültürümüzün medeniyetimizin içinde bir ipek böceği

gibi saklı duran insan, hangi şehrin kaldırımı ile batıyı temsil eder

oldun. Geçmişin yıkık dökük anlaşılmaz hayatın günah çıkarmaları

ile gezinir beş öğün zanaks kullanırsın, sanal putlar ruh halini

yansıtır panik ataktır kelimelere karşı hastalığın. Bir başkaldırı

yoktur obozite alışkanlıklarına bir öykünmedir hayatın, Şehrin

vitrinlerinin önünde panik ataklarını kusan insan, papaza günah

çıkarır gibi kurduğun bu caf caflı medeniyete günah çıkarırsın.

Seküler dünyanın bütün tövbelerini ruhumuzun en onulmadık en

çarpıcı ve en zayıf merkezinden kutsamamızı istersin hayata karşı.

Bir yol var içimizdeki berrak en derinlerden gelen sese binaen.

Bütün kâinat birlik içinde biz diye hareket ederken şehirleri de

katmalıyız bu dönen ahenge. Bir şehre ölüm bulutları rüzgâr

estirmeden, tabiatın dilini demirden, betondan yapılmış

kelimeleri ile şehrin sürrealist yaşamlarına sunmadan, haydi

başla bir nutfeden yaratılan insan önce kendi ruhunun sonra

şehirlerin ruhunu diriliş muştusuna sunmaya. Bir ruh var medeni

olmanın içinde kalplerimizi birleştiren. Bütün âlemi biz olmanın

muştusu ile düşünmez misin, hayatın anlamını kalplerimizde

birleştirerek hoş geldin demek ne güzel. Ne güzel sapasağlam

bir ip ile şehirleri bağlamak, fıtratımızın boyası ile boyamak.

Kalbimizden bütün insanları kuşatacak şekilde birliğe

çağıracak medeniyet belki de şehirde nevşünema bulacak.

mihnet gözlerin eski bir çağ
ıtri yıldızın derin düşer geceme
gizli kiliseler geçerken içerinden
bekle ve otur şadırvan yüreğime
kandil akşamlarında
yusufçuk kuşunun çırpıntısı
ağaçsız bulvarlarına düşsün aldırma
üşüme içime gir
ısıt kutsal nefesini
ah güzel şehir

/Y.Mortaş/
Okuma: 449
Yorumlar (0)add comment

Yorum yaz
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız, eğer kayıtlı deşilseniz lütfen ilk önce kayıt olunuz.

busy
 

Siz değerli üye Mehmet Mortaş bizimle bu yana Cuma, 09 Ekim 2009.

Yazarın Diğer Makaleleri


Ak-Ön İnşaat
~~~~~~~~~~~~~~~~
simge simge simge_copy akonsimge
akonm
~~~~~~~~~~~~~~~~
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Online Üyeler

Yok

Yazarlar

A.Süreyya DURNA
A.Süreyya DURNA
Adem GÜNDOĞAR
Adem GÜNDOĞAR
Afşin Halit Aksu
Afşin Halit Aksu
Ali Başpınar (Çöteli)
Ali Başpınar (Çöteli)
Ali Rıza Ceviz
Ali Rıza Ceviz
Av.Mehmet Turan
Av.Mehmet Turan
Av.Murat Bozkurt
Av.Murat Bozkurt
Bahri BOLAT
Bahri BOLAT
Cuma Tahiroğlu
Cuma Tahiroğlu
Doğan Akpınar
Doğan Akpınar
Erol Boyunduruk
Erol Boyunduruk
Fethi Uğurlu
Fethi Uğurlu
Fevzi Kaynak
Fevzi Kaynak
Furkan Cansoy
Furkan Cansoy
Galip Özer
Galip Özer
H.İbrahim Genç
H.İbrahim Genç
Halil DEMİR
Halil DEMİR
Haşim Kalender
Haşim Kalender
İsmail Çelik
İsmail Çelik
Kerem AKPINAR
Kerem AKPINAR
Mehmet Gören
Mehmet Gören
Mehmet Gözükara
Mehmet Gözükara
Mehmet Mortaş
Mehmet Mortaş
Mevlüt Kır
Mevlüt Kır
Necmi Kızılay
Necmi Kızılay
Adem KÖKER
Adem KÖKER
Nurettin Ertekin
Nurettin Ertekin
Nuri Siyami Demir
Nuri Siyami Demir
Oğuzhan Köker
Oğuzhan Köker
Ömer Arslan
Ömer Arslan
Osman KONAK
Osman KONAK
Refik Gündoğar
Refik Gündoğar
Salih Zeki ŞAHİN
Salih Zeki ŞAHİN
Şeref Ertekin
Şeref Ertekin
Tahir Görenli
Tahir Görenli
Tuğba Söyler
Tuğba Söyler
Veli Kabaağaç
Veli Kabaağaç
Yakup Canpolat
Yakup Canpolat
Zihni Ertuğrul
Zihni Ertuğrul
Yusuf GÖKDOĞAN
Yusuf GÖKDOĞAN
Bedir ÖZKÖK
Bedir ÖZKÖK
Malik Ejder İNAL
Malik Ejder İNAL
Mustafa HAMİŞ
Mustafa HAMİŞ
Mustafa KÖŞ
Mustafa KÖŞ
Ramazan KIRAÇ
Ramazan KIRAÇ
Mehmet AYGÜN
Mehmet AYGÜN
Mehmet TAHİROĞLU
Mehmet TAHİROĞLU
NAZMİ GÖKDOĞAN
NAZMİ GÖKDOĞAN
EYÜP ŞAHAN
EYÜP ŞAHAN
Alaaddin AĞCADAĞ
Alaaddin AĞCADAĞ
FİKİR YELPAZESİ
FİKİR YELPAZESİ
ADEM TÜRKHAN
ADEM TÜRKHAN
CUMA AYAR
CUMA AYAR