| HACCIN HATIRLATTIKLARI ve HAC HATIRALARIM/İlçe Vaizi Mehmet AYGÜN. |
|
|
| Mehmet AYGÜN |
| Mehmet AYGÜN tarafından yazıldı. |
| Pazartesi, 03 Ocak 2011 09:02 |
|
Sorumlu olduğum hacıları tek tek arayıp hareket saatimizi haber vererek onların heyecanlarını bir kat daha arttırdığımı hissettim. Ve beklenen gün geldi… hacılarımızla birlikte yaşayacağımız bir çok ilk olacaktı: yaklaşık bir buçuk milyar insanın her gün defalarca kendisine yönelip hayalinde canlandırdığı Kâbe’yi canlı olarak müşahede edecektik. Arif olmanın adresi Arafat’ı görecek, dünyanın dört bir yanından gelen her gün aynı kıbleye yöneldiğimiz dindaşlarımızla aynı mekanda buluşacaktık. Müzdelife’de şuura erecek ve Mina’da nefsin ve şeytanın isteklerini taşlayarak en çok sevdiğimiz varlıkları “bir kalpte iki sevgi olmaz”(Ahzab Sûresi 33/4) hükmüyle boğazlayacak ve gerektiğinde kendi varlığımızı da feda edebileceğimizin ifadesi olan saçımızdan keserek serden geçerek gerçek aşka ulaşacaktık. Tabi bütün bunların kalemle yazıldığı ve rahat koltuklarda okunduğu kadar kolay olmadığını ancak yaşayınca anlayacaktık. Ve yine şunu bir kez daha hatırlayacaktık ki cennet ucuz değil. Hele şeytanla mücadele etmenin bizim gibi ham ruhlar için ne kadar zor olduğunu şeytanı taşlarken yaşadığımız zorlukla daha iyi anladık. Ham ruhlar için dedim çünkü Kuran gerçekte şeytanın hilesinin pek zayıf olduğunu belirtiyor. Bayram gecesi büyük şeytanı taşlayıp otele yaklaşık 200 kişilik kafilemizle dönerken gelen telefonda kaybolduklarını bildiren karı koca yaşlı hacımız kendilerini gelip almamızı istiyor. Onlara yakın bir yerde olan din görevlisi arkadaşımıza durumu haber veriyoruz. Sabaha kadar yaklaşık 3 saatlik bir arama sonuç vermiyor. Ertesi gün ben de arıyorum ama nafile. Ortamın kalabalık oluşuna, yaşlı hacılarımızın yerlerini tam olarak belirtememeleri ve meramlarını ifade edememeleri de eklenince işmiz daha da zorlaşıyor. Ve şunu bir kez daha anlıyoruz ki hac ibadeti emekli olup iyice yaşlandıktan sonra yapılan bir ibadet olmaktan çıkmalı. Doya doya ve duya duya bir hac yapmak için hiçbir mazeret bu kutlu yolculuğu ertelememeli. Bir buçuk günlük bir ayrılıktan sonra nihayet bu iki hacımıza kavuşuyoruz. Orada yaşadığımız buna benzer hadiseleri kayıp diye nitelendirmek çok da doğru değil. Sadece bir müddet gözden ırak oldu demek daha doğru olur zannediyorum. Günde belki de yüzlercesi yaşanan bu gözden ırak olma hadiselerinde yapılması gereken; gördüğü herhangi bir Türk hacısına durumunu anlatıp onun oteline giderek bir müddet misafir kalmak. Bu arada boynundaki kimlik kartından kaldığı otel tesbit edilerek görevlisine haber verilir. Ve en kısa zamanda kendisini almaya gelirler. İnsan Beytullaha giderken zihnen Allah Rasulünün(aleyhisselam) yaşadığı döneme gider. Sevgili Peygamberimizin ibadet maksadı ile gittiği Kabe’de, müşrikler tarafından babasına eziyet edildiğini gören Hz. Fatıma’nın narin vücudu ile babasına yardıma koşuşunu görür gibi olur. Ve ardından Allah Rasülünün(aleyhisselam) “ağlama ey kızım Allah babanı zayi etmeyecektir.” Sözünü işitir. Evet her sözün gibi bu sözün de doğru. Allah seni zayi etmedi. Allah seni bırakıp terk etmedi. Sana darılmadı. Milyonları sana meftun etti. Sana o eziyetleri reva gören Ebu Cehilleri de daha dünyada rezil etti. Buna benzer bir çok hadiselerin izlerini barındıran emin beldeden ayrılış vakti geldi. Veda tavafına hazırlandığımız bir anda terleten sıcağa inat şeker hastalığının ve kansızlığın etkisi ile zemheride imiş gibi titreyen hacımızı iki kişi kollarına alıp getirdiklerinde, adımlarını sürüyerek atan bu şahsın veda tavafını yapmasının mümkün olmadığını anlayıp “Hacı amca ziyaret tavafından sonra yapmış olduğun herhangi bir tavaf da veda tavafı yerine geçer, senin bu durumda gelmene gerek yok” dediğimde cenk meydanında kanının son damlası akmak üzere olup da onu da yerinde kullanmaya çalışan yorgun savaşçı misali ile karşımda durup “hocam kabul olur mu?” demesi beni hayli duygulandırmıştı. Bu mukaddes mekanlara elveda demenin hüznünü yaşarken yeni bir hayata merhaba demenin, diyebilmenin sevinci ile karmakarışık duygular içinde veda tavafına gidiyoruz. Pakistan’a damgasını vuran son dönem şahsiyetlerinden Muhammed İkbal ellerinde hediyelerle gelen hacılara şöyle seslenir: getirdiğiniz hediyeler pörsüyecek, tesbihler kopacak, takkeler yıpranacak… bunları getireceğinize Hz. Ebu Bekir’in sadakatini, Hz. Ömer’in adaletini, Hz. Osman’ın iffetini, Hz. Ali’nin şecaatini getirseydiniz ya!.. Evet hacı olmanın ötesinde hacı kalmak var. İnsanın hayatında haccın milad olması var. Ve bundan sonra dualarımıza ekleyeceğimiz bir şey daha var: Ey Rabbimiz! Bundan sonraki hayatımızı bundan öncekinden hayırlı eyle. Beytini gören şu gözlerimize zihnimizi bulandıracak şeyleri gösterme. Mübarek mekanlarda gezen ayaklarımıza yanlış adım attırma. Kutsala dokunan ellerimizi harama uzatma. Gören gözümüz, tutan elimiz ol Ya Rabb! Mehmet AYGÜN İlçe vaizi |
![]() | Bugün | 368 |
![]() | Dün | 1314 |
![]() | Bu Hafta | 1682 |
![]() | Geçen Hafta | 9683 |
![]() | Bu Ay | 29298 |
![]() | Geçen Ay | 44468 |
![]() | Toplam | 938999 |