|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Perşembe, 17 Mayıs 2012 16:22 |
|
İlklerin yaşandığı Mevlüt Gedikbaşı Camiinde Cuma günleri sabah namazına süt ikramı yapılıyor.
Her hafta bir İşadamımızın ikram ettiği Süt uygulaması Afşin'de örnek bir uygulama olarak Cami cemaatinin camiye ısınmasını sağlıyor.
Caminin sadece Vakit namazı kılma yeri olarak algılanmaması gerektiğini söyleyen Gedikbaşı Camii İmamı Eshab-ı Kehf Gönül Elçileri Gurubu sözcüsü Cafer GÜNEŞ, "Cemaatimizi camimize ısıtmak amacıyla ilkleri yaşatmaya devam ediyoruz.Cuma sabahları sabah namazı öncesi süt ikramımız oluyor.Bu sayede insanımız güne daha zinde başlıyor" dedi.
Bu sabah yine süt ikramı yapılacak. |
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Perşembe, 17 Mayıs 2012 15:11 |
|
ÜÇ AYLARIN ÖNEMİ VE REGAİP KANDİLİ
Değerli Mü’minler!
Hayatımızı ve sahip olduğumuz her şeyi bizlere bahşeden yüce Rabbimizdir. Cenab-ı Hak zamana yemin ederek1 zamanın ne kadar kıymetli olduğuna dikkatlerimizi çekmiştir. Kıymeti, dünyalık hiçbir meta ile ölçülemeyecek olan zaman, insanın en önemli sermayesidir.
Cenab-ı Hak:"Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylarıdır. Bu, dosdoğru bir nizamdır. Öyleyse o aylar içinde kendinize yazık etmeyin..."2 buyurmakta, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’de bu Âyet-i Kerime'de işaret buyrulan "haram ayları"nın Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları olduğunu bizlere bildirmiştir.
İslam dini gelmeden önce, bu aylara girer girmez, kılıçlar kınına konur, kan dökmeye haksızlığa, zulme ara verilirdi. İslam’dan sonra da bu aylar önemli aylar olma özelliğini devam ettirmiştir.
Yapılan ibadetlere daha fazla sevap verilen, Rabbimizin rahmetinin, mağfiretinin coştuğu bu aylar, İslam Ümmeti için yılın en kıymetli ve en verimli aylarıdır. Bu aylar içinde bulunan; Regaip, Miraç, Beraat ve Kadir geceleri, Rabbimizin affının ve lütfunun yağmur gibi sağanak sağanak insanlığa Rahmet olarak indiği mübarek gecelerdir. Bunun içindir ki, Peygamberimiz (s.a.s.) Üç Ayların ilki olan Recep ayına kavuştukları zaman, şu duayı yapmış ve bizlere de böyle dua etmeyi tavsiye etmişlerdir: “Allah’ım! Bize Recep ve Şaban aylarını mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır.”3
Aziz Kardeşlerim!
24 Mayıs Perşembeyi Cumaya bağlayan gece Regaip Kandilidir. Nasıl ki Mağazaların fırsat günleri, indirimli günleri olur, birçok kişi o günleri takip ederse, kıymeti Yüce Allah tarafından belirlenen mübarek gün ve geceler de böyledir. Hayatımızın, zamanımızın hepsi kıymetlidir ama öyle müstesna zamanlar da var ki bunlar da fırsat zamanlarıdır. İşte üç aylar böyle aylardır.
Öyleyse, Açalım ellerimizi, temizleyelim gönüllerimizi, gözyaşlarımızla yıkayalım bütün günahlarımızı. İyi bir kul olmanın tadını alarak, bütün hücrelerimizde hissedelim kulluğun, ibadetin zevkini. Her şeye gücü yeten âlemlerin Rabbine açalım bütün sırlarımızı ve isteyelim O’ndan, hiç kimseden isteyemediğimiz bütün isteklerimizi. Katalım birbirimizi duamıza, dua dua yaşayalım o mübarek zaman dilimlerini, nasiplenelim, alalım nasibimizi o günlerden, gecelerden. Kur’an okuyalım, namaz kılalım, tövbe edelim tevvabın huzurunda. Sakın kin ve haset kalmasın gönüllerimizde. Hesaba çekelim kendimizi, hesap günü gelmeden. Fakir fukarayı, komşularımızı, dost ve akrabalarımızı, bu gün ve gecelerde unutmayalım ve onların gönüllerini alalım. Birlikte tadalım Rabbimizin affını rahmetini, bereketini.
Değerli Cemaatim!
İnsan hayatı İslam’da değerlidir, kutsaldır. Bundan dolayı hayatın güzel ve sağlıklı ve güvenli bir şekilde geçirilmesi dinimizin üzerinde önemle durduğu bir konudur. Sosyal Güvenlik vazgeçilmez meşru bir haktır. Sosyal Güvenlik, bir bebe doğmadan (anneye sağlık hizmetleri ile) başlamakta, doğumunda doğum yardımı, Süt parası; 0-18 yaş arası çocuklar Anne Baba SGK’ lı olsun yada olmasın Genel Sağlık Sigortası devam etmektedir.
İnsanların başına her an meslek hastalığı, iş kazası ve ölümlü kazalar gelebilir. Böyle durumlarda geride bıraktığı eş ve çocuklarının Sosyal Güvenlik haklarından yararlanabilmesi sosyal güvence ve sağlık sigortası bakımından haklarını teminat altına almak bir zorunluluktur. Devletin bu hizmetleri sunabilmesi için her tabakadan bütün vatandaşların üzerine düşen sorumlulukları yapması aynı zamanda vatandaşlık görevleridir.
Kandiliniz mübarek olsun.
HAZIRLAYAN : Bünyamin ENGİZEK
ÜNVANI :Çakmakçı Said Camii M/K
(İL MÜFTÜLÜĞÜ HUTBE KOMİSYONU)
KAYNAKLAR:
|
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Perşembe, 10 Mayıs 2012 16:03 |
|
Değerli kardeşlerim,
Cenab-ı Allah, bizlere sayısız nimetler vermiştir. Bu nimetlerin başında da insanın, fiziki ve ruhi açıdan mükemmel bir şekilde yaratılması gelir. Değişik imtihanlarla sınanmak için yaratılan insanoğlu ya doğuştan ya da sonradan fiziksel veya ruhsal olarak engelli olabilmektedir. Cenab-ı Hak, bizlere bu imtihanları Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildiriyor: “Andolsunki! Sizi biraz korku ve açlıkla; bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele! Onlar başlarına bir musibet gelince ‘biz şüphesiz Allah’a aidiz ve şüphesiz ona döneceğiz’derler.” (1)
Aziz mü’minler,
Teknolojinin baş döndürücü bir şekilde hızla geliştiği bir dünyanın, değişen insanları olarak bizler, her an farklı bir imtihanla karşılaşabiliriz. Yüce Allah kimine mal - mülk verir, kimini fakir bırakır. Kimine sağlık, neşe; kimine dert ve hastalık verir. Bugün sahip olduğumuz malımızı, güzelliğimizi, gücümüzü bedenimizin bir kısmını veya bir işlevini kaybedebiliriz. İmtihan sürecinde olan insanoğlu, yarın başına nelerin geleceğini bilemez. Bu yüzden sahip olduğumuz nimetler için şükretmeli, bu nimetlerden mahrum olanları yani engellileri anlayabilmek için empati yaparak, kendimizi bir günlüğüne dahi olsa onların yerine koymalıyız. Engelli olmanın ne demek olduğunu, hangi haklardan mahrum kaldıklarını; iş yaşamı, günlük ve sosyal hayatta ne gibi sıkıntılarla karşılaştıklarını, engelliler için yapılan düzenlemelerin ne kadar yetersiz olduğunu ve insanların bu konudaki vurdumduymazlığını işte o zaman anlayabiliriz.
Kıymetli Müslümanlar,
Günümüz toplumuna bakıldığında engelli kardeşlerimize sunulan imkânlarda artış olmasına rağmen, hala yeterli düzeyde olmadığını görmekteyiz. Oysa onlar da bu toplumun bir parçasıdır. Bizler hangi hak ve hürriyetten yararlanmak istiyorsak, onların da böyle haklarının olduğunu unutmamalıyız. Bu yüzden: binaları, kaldırımları, toplu taşıma araçlarını, işyerlerini kısaca tüm sosyal hayatı onların da yararlanacağı bir şekilde dizayn etmeliyiz. İş yaşamında onlara daha fazla imkânlar tanınarak, onların üretime katkıda bulunmaları sağlanmalı, bu sayede toplumun bir parçası ve değerli olduklarını onlara hissettirmeliyiz. Çünkü hem İslamiyet hem de insaniyet bunu gerektirir.
Her konuda olduğu gibi engelliler konusunda da bizlere en güzel örnek Efendimiz’dir. Peygamber’imiz (s.a.v) engellilerle ilgilenmiş, onların yeteneklerini değerlendirmiş ve onlara yapabilecekleri çeşitli görevler vermiştir. Medine dışına çıktığında yerine vekil olarak, ashabından görme engelli Abdullah İbn-i Ümmi Mektum’u bırakmıştır.
Değerli kardeşlerim,
Asıl engelin fiziki ya da ruhsal değil, düşünce ve görüşlerdeki engeller olduğunu unutmayalım. Engellilerimizi küçük düşürecek ve üzecek her türlü davranıştan uzak duralım.
Engelli insanlara saygı, insanlığa saygıdır. Engelli olmak bir kusur değildir. Onlar bizlerden yardım değil anlayış bekliyorlar. Bu da onların en doğal hakkıdır. Onların istedikleri imkânlar zaten bizim görevimizdir. Onlara bu inkanları sunmakla onlara lutufta bulunmuş olmayız. Unutmayalım ki, her insan bir gün engelli olabilir.
Hutbemi efendimizin bir hadis-i ile bitirmek istiyorum. Peygamberimiz(sav): “Bir kimsenin mümin kardeşini (herhangi bir kusuru veya fiziki engeli sebebiyle) küçümsemesi günah olarak ona yeter”(3)buyurmaktadır.
HAZIRLAYAN : Mustafa GÜZEL
ÜNVANI : Hz.. Ali Camii İ-Hatibi
(K.MARAŞ İL MÜFTÜLÜĞÜ KOMİSYONU )
KAYNAKLAR
1-Bakara, 2/155-156
2-Hucurat, 49/13
3-Müslim birr 2 |
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Çarşamba, 09 Mayıs 2012 06:23 |
|
Haber ve Fotoğraflar:Halil DEMİR
Her yıl Türkiye genelinde Din görevlileri arasında yapılan Ezbere Kur'an-ı Kerimi Okuma yarışmasının Kahramanmaraş Seçmeleri önceki gün yapıldı.
|
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Perşembe, 03 Mayıs 2012 14:07 |
|
Muhterem Mü’minler!
Tarihi, insanlık tarihi kadar eskilere uzanan semavi dinler; tarihin her döneminde, bireyleri ve toplumları etkileyen en önemli kurumlardan birisi olmuştur.
İnsanoğlu; var olduğu günden bu yana, gerçek huzuru, dinin sıcak atmosferinde bulmuş ve ancak din sayesinde mutlu olabilmiştir. Dinin olmadığı bir yerde; yüksek ahlâk ve faziletten, mutluluktan söz etmek oldukça zordur. Bu açıdan bakıldığında dinin; mevcudiyeti, doğru bir şekilde anlaşılması, algılanması, yaşanması, uzman ve ehil insanlar tarafından sonraki nesillere aktarılması insanlık için hayati bir önem taşımaktadır.
Cenab-ı Hak Kur’an’da: “Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun!”(1) buyurmuştur. İnsanlara hayat verecek şey, Allah ve Resulünün emir ve yasaklarıdır. Şüphesiz ki içerisinde hikmet ve hayat dolu olan Kur’an ve sünnetin, her çağa söyleyecek sözü vardır. Her çağın insanı, kendi çağının mesajını Kur’an ve sünnetten almalıdır, alamayanlar çağın gerisinde kalırlar.
Kardeşlerim!
Din her zaman, hepimizi ilgilendiren lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Din hayatın anlamıdır, ta kendisidir. Hayat, din ile anlam kazanmaktadır. Dini değerler yok sayıldığında, hayat; anlamsızlaşır, basitleşir. Milli şairimiz merhum Mehmet Akif ERSOY’da:
"Ne irfandır veren ahlâka yükseklik ne vicdandır,
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.” diyerek bu gerçeğe işaret etmiştir.
Dinin, fert ve cemiyet üzerinde, olumlu yönde birçok tesiri vardır. Din, insanın; düşünce açısından olgunlaşmasını, tutum ve davranışlarında ölçülü ve dengeli olmasını hedefler. İnsanların, yüksek ahlâklı ve fazilet sahibi olmalarını sağlar.
Din ahlakı, insanlara; vefalı ve fedakâr olmayı, adaleti, dürüstlüğü, empati yapmayı, hoşgörü ve paylaşmayı, onurlu olmayı, aile yapısını korumayı, ne pahasına olursa olsun hakkı savunmayı, haklının yanında olmayı emrederken; karşılıksız iyilik yapmak, sıla-i rahim, komşuluk hakkı gibi birtakım üstün ahlak değerlerini de topluma kazandırmıştır.
Kıymetli Mü’minler!
Din ahlakı; ruhen ve bedenen sağlıklı, yaşam kalitesi yüksek toplumların yetişmesine vesile olur. Sıhhatin, aklın, malın, neslin ve dinin muhafazasını temin eder. Örneğin: Dindeki sabır ve tevekkül anlayışı, strese karşı kalkandır. Çağımızın hastalığı sayılan stresin, eklem ağrılarından tutun da psikolojik bozukluklara, varıncaya kadar birçok hastalığın ya ana nedeni ya da tetikleyicisi olduğu düşünüldüğünde, dinin koruyuculuğu daha da iyi anlaşılmaktadır.
Yaşadığımız dünyada, sıkıntı ve stres çok; ama bunları paylaşacağımız insan sayısı çok azdır. Kimseye söyleyemeyeceğimiz ızdırap ve sıkıntılarımızı Allah’a yönelerek arz edip, O'na sığınabiliriz.
Din ahlakından yoksun olan toplumlarda; iyilik ve kötülük kavramı, kişisel menfaatler ve beklentilere göre şekillenir. Toplumda sevgisizlik ve ahlaki yozlaşma hâkim olur. Kimsenin kimseye saygı, sevgi ve merhamet duygularını taşıması için bir neden kalmaz.
Oysa Kur’an ahlakında, insanlar birbirlerine iyilik yapmak için, bir çıkar gözetmeden, sürekli iyi işler yapıp, Allah'ın rızası için hayırlarda yarışırlar.
Değerli Kardeşlerim!
Din, uzmanlık ve samimiyet ister. İnsanların keyfi yorumlarına terk edilemez. Bu bakımdan, din hizmetleri ve eğitiminin; ehil olmayan insanların insiyatifine bırakılmaması, devletin himayesinde ehliyet ve liyakat sahibi insanların söz sahibi olması, dinin sıhhati, geleceği ve birlikteliğimiz açısından çok önemlidir.
Allah’a kul olmak, O'nun emir ve yasaklarını uygulamak, insana onurlu bir hayat sunar. Allah'a kulluk, şerefli bir rütbedir.
Allah! Bizleri bu şerefe layık olanlardan eylesin. Âmin!
HAZIRLAYAN : Yakup YILDIRIM
ÜNVANI : K.Maraş İl Müftü Yard.
(İL MÜFTÜLÜĞÜ HUTBE KOMİSYONU)
KAYNAKLAR:
(1)- Enfal:8/24 |
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cumartesi, 21 Nisan 2012 13:02 |
|
Haber ve Fotoğraflar:Halil DEMİR
KAHRAMANMARAŞ’IN AFŞİN İLÇESİNDE ESHAB-I KEHF EĞİTİM KÜLTÜR ÇEVRE YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİ’NİN DAVETLİSİ OLARAK AFŞİN’E GELEN OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ YÜZLERCE AFŞİN’LİYE HİTAP ETTİ.
Kahramanmaraş’ın Afşin İlçesinde Eshab-ı Kehf Eğitim,Kültür,Çevre Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin davetlisi olarak Afşin’e gelen Hüdai Vakfı Önderi Osman Nuri TOPBAŞ Hoca efendi Pir Ali Camii (Ulu Camii)’de Yüzlerce Afşin’liye hitap etti.
Kutlu Doğum Haftası dolayısı ile Afşin’e vaaz etmeye gelen Osman Nuri TOPBAŞ Hocaefendi, Peygamber Efendimizin hayatından kesitler aktarırken Asr-ı Saadetden de örnekler verdi.
Yaklaşık 1 saat cemaate hitap eden Osman Nuri TOPBAŞ Hoca efendi saat 12:00 sularında Malatya’da proğramı dolayısıyla Afşin’den ayrıldı.

|
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cumartesi, 21 Nisan 2012 07:04 |
|
Haber ve Fotoğraflar:Halil DEMİR
Eshab-ı Kehf Gönül Elçileri Platformu tarafından organize edilen Kutlu Doğum Haftası nedeniyle bir hafta boyunca Bayram Namazı tadında Sabah Namazı etkinliği bugün sona erdi.
İlk gün olduğu gibi etkinliğin son günü olan bu sabah namazında da Gedikbaşı Camii Tıklım Tıklım cemaatle doldu.
Sabah Namazı öncesi İlahiyatçı Yazar Afşin’li Hemşehrimiz Ali Rıza GÜNEŞ cemaate vaaz verdi.Ardından kılınan Sabah Namazının tadı damaklarda kaldı.
Namazın ardından Ali Rıza GÜNEŞ tarafından Kur’an-ı Kerim Tilaveti yapıldı.Sinevizyon eşliğinde Dünyanın en ünlü Kur’an Okuyucularından Kur’an Dinletisi ve İlahi ziyafeti yaşandı.
Proğram sonunda ise cemaate Sıcak Taze süt ile Poğaça ikramı yapıldı.Namaz sonrası yaklaşık 30 kişilik gurup Sağlıklı Spor yürüyüşü yaptı.Yürüyüş Gedikbaşı Camiinden başlayarak,Devlet Hastanesi,Çöte Mezrası ve İğdelioğlu’nda sona erdi.Yürüyüş boyunca Ak Parti İlçe Başkanı Milli Güreşçi Fevzi KAYNAK yürüyüş yapan ekibe spor yaptırdı.
Bir hafta süren Bayram Namazı tadında Sabah Namazı etkinliği ilçemizin Eğitim,İş,Siyaset,Spor ve Medya Dünyasından önemli isimleri ağırladı.
Proğram sonrasında Cemaate hitaben bir konuşma yapan Eshab-ı Kehf Gönül Elçileri sözcüsü İmam Cafer GÜNEŞ, “Bir hafta boyunca yaptığımız etkinliklerde bizleri yalnız bırakmadınız.Çoluğunuzla çocuğunuzla,eşinizle dostunuzla Camimize geldiniz.Bayram tadında Sabah namazı proğramımıza eşlik ettiniz.Hepinizden Allah razı olsun.Bundan sonra her Cuma günü süt ikramımız devam edecektir.Hepinize çok teşekkür ediyorum” dedi.
Sabah namazlarında Gedikbaşı Camiinde Bayanlardan da çok sayıda katılım oldu.
|
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cumartesi, 14 Nisan 2012 13:38 |
|
Eshab-ı Kehf Gönül Elçileri Kutlu Doğum Haftası münasebeti ile farklı bir proğrama daha imza attılar.
Bir hafta boyunca bayram Namazı tadında Sabah namazı uygulaması ilk günden büyük ilgi gördü.Bu sabah namazında Gedikbaşı Camii tıklım tıklım doldu.
Namazın akabinde Slayt gösterimi ve Süt ikramı yapıldı.
Proğram sonrasında yürüyüş gerçekleşti.
|
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 13 Nisan 2012 15:16 |
|
Kutlu Doğum Haftası dolayısıyla Eshab-ı Kehf Gönül Elçileri farklı organizasyonlara imza atmaya devam ediyor.
Eshab-ı Kehf Gönül Elçileri 1 hafta boyunca Gedikbaşı Camiinde Bayram Namazı tadında Sabah Namazı proğramı düzenleyecek.
Sabah namazında Gedikbaşı Camiine gelecek olan cemaate Süt ikramının yanı sıra namazın ardından yarım saatlik sinevizyon eşliğinde gösterim yapılacak.
Konu ile ilgili sitemize konuşan Eshab-ı Kehf Gönül Elçileri sözcüsü Gedikbaşı Camii İmamı Cafer GÜNEŞ, "Bayram namazı tadında Sabah namazı etkinliğine tüm Afşin'lileri bekliyoruz.Eshab-ı Kehf Elçileri olarak farklı organizasyonlara imza atmaya devam ediyoruz.Bayanlarında Sabah namazında Camimizde olmalarını bekliyoruz."dedi.
İlk etkinlik 13 Nisan 2012 Cumartesi yani yarın sabah namazıyla başlayacak. |
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 06 Nisan 2012 05:07 |
|
Kardeşlerim!
İslam medeniyetinde insanlık âleminin, aynı özden neşet etmiş bir aile olduğu kabul edilir. Yüce Rabbimiz bu hakikati şöyle dile getirmektedir, “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır...” Âlemlere rahmet Efendimiz de Veda Hutbesinde; “Ey insanlar! Şunu iyi biliniz ki, Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, beyazın siyaha, siyahın beyaza takva dışında bir üstünlüğü yoktur.” sözleriyle insanlığı kardeşliğe çağırıyordu. Yine, “Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız Âdem ise topraktandır” ifadesiyle, bütün insanların hilkatte kardeş olduğunu ilan ediyordu. Hz. Ali, valisi Malik el-Eşter’e yazdığı mektuplardan birinde, ona emri altındakilere adaletli davranmasını öğütlerken, şu manidar cümleyi kullanıyordu:“İnsanlar senin ya dinde kardeşin, ya da hilkatte eşindir.”
Muhterem Kardeşlerim!
Kardeşlik için mümin gönülleri birbirine bağlayan iman bağı yeterlidir. Peygamber şehri Medine’de Evs ve Hazreç kabîleleri arasındaki târihî mücâdeleyi sona erdirerek onları kaynaştıran bu kardeşliktir. Yine Medine’de, Enes b. Malik’in evinde, Peygamberimizin Ensar ile Muhacirler arasında gerçekleştirdiği kardeşlik uygulaması, tarihte eşi ve benzeri bulunmayan, tüm çağlara damgasını vuran örnek bir uygulamadır.
İnsanlığın şahit olduğu en gerçekçi bu kardeşlik projesinde kişinin etnik kökeni, siyasi düşüncesi, sosyal statüsü, cinsiyeti hiç de önemli değildir. Bu kardeşlik cemiyetinde yer alabilmenin en önemli unsuru imandır. İran’lı Selman ile Medine’li Ebu’d-Derda’yı ve daha nice farklı etnik kökene, kabileye sahip insanı kardeş yapmıştı bu inanç ve bu iman…
Değerli Müminler!
Kardeşlik her şeyden önce bir söylem ve edebî bir kurgu değil, bir hukuk ve ahlâktır. İşte Ensar ve Muhacirler böyle bir kardeşliği yaşayarak ortaya koymuşlardır. Efendimiz(s.a.s.), asabiyet ve menfaatin çelik ağını kırarak; dilleri, renkleri, ekonomik imkânları, gelenek ve görenekleri farklı olmasına rağmen ‘iyilik ve takvada yardımlaşan’ kardeşlerden örnek bir toplum meydana getirmişti.
Kıymetli Kardeşlerim!
Ne yazık ki insanlık, tarih boyunca pek çok kardeşlik ihlâline tanık oldu. Hz. Âdem’in oğullarından Kâbil’in Habil’i öldürmesi, Hz. Yusuf’un, kardeşleri tarafından ihanete uğrayarak kuyuya terk edilmesi, kıskançlık ve menfaat duygularının yol açtığı olumsuz tablolardandır. İnsanlık bugün de Habil için gözyaşı döktüğü halde, kimi coğrafyada Kabil gibi davranmaya devam ediyor. Kardeşlik çeşmesini kurutan, merhamet duygusunu yok eden bu acımasızlık, sayısız cinayet ve katliamlara, hatta savaşlara yol açıyor.
Kardeşlik bağlarının ciddî yaralar aldığı bir zaman ve mekânda hem Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’e, hem de birbirimize kardeş olmanın iklim ve ortamını yeniden oluşturmak ve onun özlemini çektiği kardeşler topluluğu olmayı yeniden hatırlamak ve hatırlatmak zorundayız.
On dört asır önce birbirlerine düşmanlıklarıyla ün salmış Evs ve Hazreç kabilelerini, Ensar ile Muhacirleri birbirine kardeş kılan İslâm’ın yüce değerleri, bugün de aynı şekilde bütün Müslümanları hatta tüm insanlığı birbirine kardeş kılmaya yetecektir.
Kardeşlerim!
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.s.)’in dünyamızı teşriflerinin yıl dönümü vesilesiyle, bizler bugün bir kere daha Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.s.)’in rehberliğine kardeşlik hukuku ve kardeşlik ahlâkı açısından ne ölçüde ittiba ettiğimizi yeniden gözden geçirelim.
Bu bağlamda önce kendi iç dünyamıza yönelerek nefis muhasebesi yapalım. Özeleştiriden kaçınmadan, insanlık nezdindeki görev ve sorumluluklarımızı hatırlayarak; iyi, doğru ve güzelin timsali olma yolunda azmimizi bihakkın yenileyelim.
Bu duygu ve düşüncelerle, 14-20 Nisan tarihleri içerisinde idrak edeceğimiz Kutlu Doğum Haftasının, bütün Müslümanlara huzur getirmesini, insanlığın içine düştüğü sıkıntıların aşılmasına, kardeşlik bağlarımızın güçlenmesine ve yeni rahmet kapılarının açılmasına vesile olmasını Cenâb-ı Allah’tan niyaz ediyoruz. Yüce Rabbimiz, bizlere Peygamberimizin sık sık özlemini dile getirdiği kardeşler topluluğu olabilmeyi nasip eylesin…
Hazırlayan ve Redaksiyon:
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
|
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 30 Mart 2012 06:40 |
|
Değerli kardeşlerim!
İslam’ın insana kazandırdığı en büyük hasletlerden biri de ahde vefadır. Ahde vefa, yani sözünde durmak; yaptığı anlaşmaya sadık kalmak, özünde ve sözünde doğru olmak demektir. Verilen sözün yerine getirilmesi insanın şerefini artıran güzel bir ahlaktır. Vefa Hak katında da halk katında da büyük bir erdemdir.
Sözünde durmamak ise çok çirkin bir hareket olup, müslümanlara yakışmayan bir davranıştır. Sürekli yalan söyleyen, verdiği sözleri yerine getirmeyen insan, insanların ona olan güvenlerini yitirir; sevilmeyen, daima kuşku ile bakılan biri olur.
Ahde vefasızlık yapan insanın en büyük saygısızlığı kendisinedir. Sözünde durmayan insan, kendisine verilen sözlere de uyulmaması halinde bir sakınca olmadığı mesajını verir. Kişinin sözüne gösterdiği sadakat kendisine gösterdiği saygıyla eş değerdir.
Aziz Müminler!
Ahde vefa, yani sözünde durmak denince ilk olarak insanın yaratanına verdiği söz akla gelir. Elest Bezmi’nde Allahu Tealâ ile ruhlar arasında bir sözleşme (misak) yapılmıştır. Cenab-ı Hak, Hz. Âdem (a.s.)'ın sulbünden zürriyetlerini almış ve onlara hitaben: “ Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demiş, “(Onlar da) evet Rabbimizsin, demişlerdir.”(1)
Böylece insan ruhu, Rabbiyle yaptığı bu misaktan sonra fıtrî ve tabii bir sözleşme altına girmiş, O’nun terbiye ve emanetini kabul edip emirlerini yerine getirmeyi taahhüt etmiştir.
Rabbine karşı vefa gösteren kişi Rabbine verdiği söz gereği insanlara karşı da vefa göstermek zorundadır. Yaratanını bilen insan kendini de bilir. Kendini bilen insan ise sözlerine özen gösterir.
Müslüman, bir antlaşma yaptığı zaman, o antlaşmaya sadık kalır ve o antlaşmanın şartlarını aynen yerine getirir. Bu onun îmanının bir gereğidir. Herhangi bir menfaat için, Müslüman sözünden dönemez. Sattığı bir mala birisi daha fazla veriyor diye önceki antlaşmayı bozamaz.
İslam, güven ortamına zarar verecek, kişilerin birbirlerine karşı olan itimatlarını sarsacak şeyleri yasaklamıştır. Kur’an-ı Kerimde mealen; “..Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.”(2) Buyrulmaktadır. Yine Mü’minun suresinde de mü’minlerin vasıflarını sayarken “Onlar, emanetlere riayet ederler ve ahitlerini yerine getirirler.” (3)buyrulmaktadır.
Yalan söylemek, sözünde veya va'dinde durmamak, emanete hiyânet etmek, birine düşman olduğu zaman çirkin sözler söyleyerek veya ona haksızlık ederek haddi aşmak münafıklığın en belirgin vasıflarıdır.
Sevgili Peygamberimiz, verilen sözün yerine getirilmesinde muhatabın Müslüman veya düşman olup olmamasına bakmamıştır. Her ne pahasına olursa olsun düşmanlarıyla dahi yaptığı anlaşmaya sadık kalmış, aykırı hareket etmemiştir
Değerli Mü’minler!
Rasûlullah (s.a.v.): "Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, Söz verince sözünde durmaz, Kendisine bir şey emanet edilince hıyanet eder." (4) buyurmuştur.
Bundan dolayı müslüman yerine getiremeyeceği sözü vermez. Söz verirse de yerine getirmek için elinden geleni yapar. Sözüne güven olmayanın özüne de güven olmaz. Atalarımız “Söz namustur.” diyerek konunun önemine işaret etmişlerdir. Konuşurken sözlerinin doğruluğunu tartarak konuşmak, verdiği söze ve ettiği yemine vefalı olmak temiz bir gönülden gelen erdemlerdir.
Cenab-ı Allah bizleri yalandan kaçınan, sözünde duran, emanete riayet eden kullarından eylesin! Cumanız mübarek olsun.
Halil İbrahim ARIKMERT
KÜRTÜL KSB. Kullar Cami İmam-Hatibi
(İL MÜFTÜLÜĞÜ HUTBE KOMİSYONU)
KAYNAKLAR:
1-A'raf, 172
2-İsra 34
3-Mü’minûn, 23:8
4-Buhârî, Îmân 24, Şehâdât 28, Vesâyâ 8, Edeb 69;
Müslim, Îmân 107-108. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; |
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 23 Mart 2012 06:31 |
|
Muhterem Müslümanlar!..
İlahî kanun gereği, doğum ve ölüm gibi yaşlılık da dünya hayatının inkâr edilemez gerçeklerinden biridir. Doğumla başlayan hayat serüveni, ömür vefa ettiği sürece; çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık aşamalarından geçerek nihayet ölümle son bulur. Gençlik iksiri, masallarda insanların hayallerini süsleyen bir temenniden başka bir şey değildir. Nitekim Peygamber Efendimiz; “Allah ihtiyarlık hariç, her hastalık için mutlaka bir deva vermiştir.” Buyurur. Yaşlılık dönemi insanın, fiziken güç ve kuvvetten düşerek hastalıklarının artması, hafızasının zayıflaması ve çevresine olan ilgisinin azalmasına neden olmasına karşılık; ruhen hassaslaşması, duygusallaşması, ilgi ve desteğe daha çok ihtiyaç duymasına sebep olur. Onlara “kocamış, düşkün, bunak, işe yaramaz” gözüyle bakmak, onları yalnızlığa ve ilgisizliğe mahkûm etmek; hayatın sırlarına vakıf olmuş, geçmişle günümüz arasındaki köprüyü yıkmak demektir. Aziz Cemaat!.. Yaşlılar, aile içinde ve toplumsal yaşamda sevgi, saygı ve şefkat gösterilen, gerektiğinde danışılan kişiler olarak varlıklarını sürdürmelidir. Yaşlılar, toplumların dikkate alması gereken değerlerindendir. Onların görgü, bilgi ve birikimlerini gençlerle paylaşmaları zenginliktir. Dinimiz, yaşlılara saygılı davranmayı; ana-babadan biri veya her ikisi ihtiyarlık çağına ulaşırsa onlara “öff” bile dememeyi, güzel ve tatlı söz söylemeyi, onları azarlamamayı, merhamet ve tevazu kanadını indirerek “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı” diyerek onlar için dua etmeyi emreder. Allah Rasulü ise; “Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” Buyurmuştur. Değerli Mü’minler!.. Bu gün yaşlı, olan dün genç idi. Bu gün genç olan da yarın yaşlanacaktır. Yaşlılık, ömür kifayet ederse, her insanın başına gelecek bir hakikattir. Yaşlandığımızda bize de saygı gösterilmesini istiyorsak, gençliğimizde yaşlılara saygı gösterelim. Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde; “Herhangi bir genç, yaşından dolayı bir ihtiyara hürmet ederse Cenab-ı Allah da yaşlılığında ona hizmet edecek kimseler takdir eder.” Buyurur. Unutmayalım ki, yaşlılara saygı göstermek hem insanî hem de İslamî bir görevdir. Bu sebeple, yaşlılarımıza saygıda kusur etmeyelim, onlara ilgi ve alaka gösterelim, ihtiyaçlarına cevap vererek onların hayır dualarını almanın yollarını arayalım. Onları bir yük olarak değil cenneti elde etmenin bir vesilesi yani bir rahmet olarak görelim. Ülkemizde her yıl 18–24 Mart tarihleri arası "YAŞLILARA SAYGI HAFTASI" olarak kutlanmaktadır. Bizler de onların haftasını kutluyor, ellerinden öpüyor, sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz. Hutbemi Peygamber Efendimizin konumuzla ilgili bir hadisiyle bitiriyorum; “İçinizdeki masum çocuklar ve beli bükük yaşlılar olmasaydı belalar başınıza sel gibi akacaktı.” Hazırlayan : Süleyman ŞAHİN Ünvanı : Göksun Müftüsü (İL MÜFTÜLÜĞÜ HUTBE KOMİSYONU) |
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Salı, 28 Şubat 2012 09:07 |
|
Milli Görüş Hareketinin efsane Lideri, 54'ncü Hükümetin Başbakanı,Saadet Partisinin Kurucu Genel Başkanı Merhum Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN Hoca için tüm yurtta olduğu gibi ilçemiz Afşin'de de Hatim ve Mevlid-i Şerif okutuldu.
Saadet Partisi Afşin İlçe Teşkilatı ve Anadolu Gençlik Derneği Afşin Şube Başkanlığı tarafından ortaklaşa yapılan organizasyonla Afşin Ulu Camiide Yatsı Namazına müteakip Mevlid-i Şerif okundu.
Hoca'sını unutmayan Afşin'liler Ulu Camiiye akın etti.Ulu Camii İmam Hatibi Yusuf DONAR Başkanlığındaki H.Durdu ÖZKÖK,Tahir ÖZDEN,Murat TAT,Yaşar CEYHAN ve Süleyman ALKILINÇ'tan oluşan Din Görevlileri Mevlid-i Şerif'i icra etti.
Yaklaşık 1 saat süren Mevlid-i Şerif sonunda eller Merhum Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN için Dua'ya kalktı.
|
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Pazartesi, 27 Şubat 2012 06:23 |
|
Muhterem Mü’minler!
Allah-ü Teâlâ, Efendimiz (s.a.v.)’e Kur’an-ı Kerim’in de şöyle seslenmektedir: “Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor.” Bu ayetten anlıyoruz ki; insan denen varlığın latif ve duygusal yönünün temsili olan kadının, varlık sahasındaki konumu bizzat Yüce Yaratıcı tarafından belirlenmiştir. Öyleyse kadınlar hakkındaki tutum ve tavırlarımızı ilahi buyruklar kapsamında değerlendirmek gerekir.
Kutsal kitabımız “Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı hakkıyla görür.” Ayetiyle bizlere tüm insanî ilişkilerimizde; merhamet, sevgi ve hoşgörüden ayrılmamamızı emir buyurmaktadır. Müslüman kadınlar ve erkekler birbirlerinin din kardeşleridir. Bir Müslüman din kardeşine zulmetmez, haksızlık etmez, kalbini kırmaz, incitmez, saygısızlık yapmaz, güler yüzle tatlı dille muamele eder.
Muhterem Müslümanlar!
Bugün, cehalet, din ile asla bağdaşmayan töre ve gelenekler, içki, kumar, madde bağımlılığı, maneviyattan kopuş ve dünyevîleşme gibi çeşitli sebeplerle, kadınlar tüm dünyada şiddete maruz kalmaktadırlar. Kız çocuklarını okula göndermemek, çocuk denecek yaşta evlendirmek, eşya gibi satmak, aile meclisleri tarafından verilen kararlarla infaz etmek, intihara zorlamak, aşağılamak, nafakasını temin etmemek, meşru isteklerini gerçekleştirmesini engellemek, ağır işlerde çalıştırmak bunlardan sadece bir kaçıdır.
Oysa zulüm ve şiddeti hoş gören hiçbir yaklaşım, düşünce ve gelenek kendisine Kur’an ve sünnette yer bulamaz. Fiziksel şiddetin dışında; hak etmedikleri muamelelere veya psikolojik baskıya maruz kalmaları, haklarının verilmemesi gibi hareketler de zulümdür.
Kıymetli Cemaat!
“Erkekler kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar”ayet-i kerimesi bizlere kadınlar karşısındaki konumumuzu göstermektedir. Ayetten de anlaşıldığı gibi, erkeklerin değil kadına şiddet göstermesi, tam tersine onları koruyup kollamaları dinimizin emridir. Allah’ın koyduğu sınırları aşmak ise zulmün en büyüğüdür. Bir mümin hayatın her alanında kadına şiddetten kaçındığı gibi bu zulmü gördüğü yerde de ona engel olmaya çalışmalıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz (SAV) “Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et” diye buyurunca, “Ya Resulallah mazlumsa yardım etmeyi anlıyoruz fakat zalimse nasıl yardım ederiz?” diye sorarlar. Efendimiz ise “Onu zulümden alıkoyarsan bu da ona yardımdır” buyurmuşlardır. Unutmayalım ki “Zulüm ile âbâd olanın sonu berbat” olur.
“Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.” Buyuran sevgili Peygamberimizin, “cennet anaların ayaklarının altındadır” sözü ile kıymet biçemediği o kadınlar için gelin kadına şiddete HAYIR diyelim.
Cumanız mübarek olsun!
HAZIRLAYAN : Hanife YILMAZER
ÜNVANI : ANDIRIN Merk. K.K.Öğreticisi
(İL MÜFTÜLÜĞÜ HUTBE KOMİSYONU
(Tirmizî, Radâ', 11; bn Mâce, Nikâh, 50. Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.) |
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Pazartesi, 27 Şubat 2012 05:01 |
|
Milli Görüş Hareketinin efsane Lideri, 54'ncü Hükümetin Başbakanı,Saadet Partisinin Kurucu Genel Başkanı Merhum Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN Hoca için tüm yurtta olduğu gibi ilçemiz Afşin'de de Hatim ve Mevlid-i Şerif okutuldu.
Saadet Partisi Afşin İlçe Teşkilatı ve Anadolu Gençlik Derneği Afşin Şube Başkanlığı tarafından ortaklaşa yapılan organizasyonla Afşin Ulu Camiide Yatsı Namazına müteakip Mevlid-i Şerif okundu.
Hoca'sını unutmayan Afşin'liler Ulu Camiiye akın etti.Ulu Camii İmam Hatibi Yusuf DONAR Başkanlığındaki H.Durdu ÖZKÖK,Tahir ÖZDEN,Murat TAT,Yaşar CEYHAN ve Süleyman ALKILINÇ'tan oluşan Din Görevlileri Mevlid-i Şerif'i icra etti.
Yaklaşık 1 saat süren Mevlid-i Şerif sonunda eller Merhum Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN için Dua'ya kalktı. |
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 24 Şubat 2012 07:49 |
|
Muhterem Müslümanlar!
İnsanoğlu, kâinatı tanımak ondaki ilahi sır ve hikmetlere vakıf olmak için, Kur’anın irşadına muhtaçtır.
Zira Kur’anın irşadı olmadan varlık ve varlık ötesi âlem anlaşılamaz, kâmil bir tefekkür gerçekleştirilemez. Onun için ahir zaman nebisi Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) ins ve cinne Kur’an gibi bir hazineyi emanet etmiştir. İnsanlar onu okudukça yaratılış amaçlarının farkına varır, başıboş bırakılmadıklarını fark ederler.
Cenab-ı Hak İsra suresinde; “Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler”. Bir başka Ayet-i Kerimede ise “ Gerçekten Biz, insanlar düşünüp akıllarını başlarına alsınlar diye bu Kur’anda, her türlüsünden temsiller getirdik” Buyurmaktadır.
Muhterem Din Kardeşlerim!
Mü’minlerin kalpleri daima Kur’anla hemhal olmalı, problemlerin çözümü Kur’anda aranmalıdır. Kur’an her derde devadır. Zira Efendimiz (s.a.v.); “Devanın en hayırlısı Kur’andır” buyurmuşlardır. Kur’an Allah kelamıdır. Hidayet rehberi olması hasebiyle bize Allah’ı hatırlatır. Bu sebeple Kur’an, gözümüzün nuru, gönlümüzün sürurudur.
Böyle eşsiz bir kitabı, gücümüz yettiğince, manalarına nüfuz ederek okumak ve öğrenmek, imanımızın bir gereğidir. Kur’an, her devirde kendisine aşina simalar ve kalpler aramaktadır. Kur’an kendisini aşkla muhabbetle okuyan mü’minlere şefaat edecektir. Cenab-Hak bir hadis-i kutside buyuruyor ki: “Kur’anı okumak, her kimi, benden bir şey istemekten alıkoyarsa, Ben ona, isteyene verdiğimden daha fazlasını veririm”.
Ashab-ı kiramın ulaştıkları o yüksek dereceler, Kur’ana olan muhabbetleri ve teslimiyetleri sebebiyledir. Abdullah b. Ömer ve İkrime r.ahm. Efendilerimiz, her sabah güne başlarken; “Rabbimin kelamı, Rabbimin kitabı” diye Kur’ana yüzlerini sürerlerdi. Selefi Salihin, Kur’anı yazdıkları mürekkebin sularını rastgele yerlere dökmezlerdi.
Muhterem Müslümanlar!
Efendimiz s.a.v. buyuruyorlar ki: “Kullar Kur’anla hemhal oldukları andaki kadar hiçbir zaman Allah’a yaklaşmış olamazlar.” Bundan dolayı Kur’an’ı çok okuyarak, Kur’ana aşina olmalı, onunla iletişimimizi canlı ve diri tutmalıyız.
Yine Efendimiz s.a.v. bir hadis-i şeriflerinde buyuruyorlar ki: “Kur’anı öğrenin, okuyun, okutun, onunla amel edin. Çünkü onu öğrenen ve onunla amel eden kişi, içi misk dolu dağarcık gibidir, kokusu her yana yayılır.”
Evlatlarımıza bırakabileceğimiz en değerli hazine Kur’andır. Onun anlaşılmasıdır. Efendimiz (s.a.v.) veda haccında “Size öyle bir emanet bırakıyorum ki, ona sımsıkı sarıldığınız müddetçe yolunuzu şaşırmazsınız. O emanet, Allah’ın kitabı ve Resulünün sünnetidir.” Buyurmaktadır.
O halde bu emanete sahip çıkabilmek için gelin Kur’an’ı okuma ve anlama kampanyaları başlatalım. Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle okuduğumuz Hatm-i şerifleri 10 Nisan’a kadar İl Müftülüğümüze bildirelim. Böylece binlerce hatm-i şerif okuyarak Efendimize hediye edelim Hutbemize Akif merhumun bir şiiri ile son vermek istiyorum.
Allah’a dayan, saye sarıl, hikmete ram ol
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol
Allah’a dayan, gayene tevfikini versin
Kur’ana sarılmazsan eğer, ye’se düşersin.
|
|
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 17 Şubat 2012 08:07 |
|
Muhterem Mü’minler!
Kur’an-ı Kerim, birçok ayetinde dünya hayatıyla ahiret hayatını kıyaslamakta ve dünya hayatının; geçiciliğini, bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu, oysa ahiret hayatının kalıcı ve asıl hayat olduğunu vurgulamaktadır. Kur’an’da dünya hayatının geçiciliği bazı misaller verilerek de anlatılmaktadır.
Bunlardan bir tanesinde: Cenab-ı Allah Dünya hayatını bir temsil ile: “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çör çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.”(1) şeklinde dile getirmektedir.
Sevgili Peygamberimiz de dünyanın kıymeti konusunda küçük kulaklı bir erkek oğlak ölüsüne işaret ederek: “Cenab-ı Allah katında dünyanın değeri bu leşten daha kıymetsizdir.”(2) Buyurmuşlardır.
Dünya hayatının kısa olması, nimetlerinin geçici olması açılarından bakıldığında dünya hayatı gerçekten de çok kısa ve kıymetsiz. Fakat cennet’in kazanılacağı, imtihan yerinin dünya olduğu açısından bakılacak olursa da çok önemli olduğu anlaşılır. Ebedi mutluluğu kazanma şansımız dünyadaki hayatımıza bağlı diyebiliriz.
Değerli Mü’minler!.
Dünya hayatı tatlıdır, güzeldir ama unutmayalım ki, nehirlerin suyunun tatlılığı denize varıncaya kadardır. Bizleri bekleyen bir yaşlılık ve akabinde de ölüm gerçeği ve ondan sonra da Ahiret hayatı var. Dünya’nın insana sunduğu en son hediye ölümdür. Ölümü ve ahireti hesaba katmadan hayatı anlamak ve anlamlandırmak mümkün değildir. Diğer bir ifade ile hayat ve hayatın içindeki her şey Ahirete imanla anlam kazanıyor.
Dünya hayatı bir tiyatro sahnesidir. Hayatımız ne kadar eğlenceli geçerse geçsin bu tiyatroda son perde daima hüzünle bitiyor. Bunu hiç unutmamak gerekir. Dünya hayatını değerlendirirken sonunu düşünmeden edemeyiz. İlerisini gerisini düşünmeden söylediğimiz veya yaptığımız şeyler nasıl ki, dünya hayatında bizi sıkıntıya koyabiliyorsa, Ahiret açısından da durum aynıdır. Bundan dolayı dünyada yapıp ettiklerimize dikkat etmek gerekir. Atalarımız da bu konuda ;
“Ne doğrarsan çanağına o gelir kaşığına,”
“Rüzgar eken fırtına biçer.”gibi sözleri ile hem dünyamız hem de ahretimiz açısından bizlere anlam dolu çok önemli mesajlar vermişlerdir.
Değerli Kardeşlerim!.
Dünya hayatı aslında bir rüya gibidir. İnsan ölünce asıl yurt olan ahiret için uyanacaktır. Hayatı güzel yaşayabilmek için hayatı güzel ve doğru okumak gerekir. Bakınız Ömer Hayyam bu konuda ne diyor;
Niceleri geldi neler istediler..
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler.
Sen! Hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de senin gibi idiler.
Ahreti hesaba katmadan hayatı anlamaya ve yaşamaya çalışanlar hayatlarının hatasını yaparlar. “Ahiret de dünya da Allah'ındır.”(3)
Cenab-ı Allah bizleri; Hayatı, dini ve ahreti doğru okuyan, anlayan, yaşayan ve her iki cihanda da rahata erenlerden eylesin. Âmin!
HAZIRLAYAN :Yakup YILDIRIM
ÜNVANI :K.Maraş İl Müftü Yard.
(İL MÜFTÜLÜĞÜ HUTBE KOMİSYONU)
Kaynaklar:
1-Hadid,57/20
2-Riyazü’s-salihin, Hadis No:466
3-Necm, 53/25 |
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 10 Şubat 2012 10:33 |
|
6 ve 10 Şubat 2011 tarihlerinde Afşin Elbistan b Termik Santrali Çöllolar Kömür Havzasında meydana gelen Göçük’te hayatını kaybeden 11 Maden Şehidi Göçüğün yıldönümü olan dün akşam Afşin Ulu Camide Mevlid-i Şerif düzenlendi.
Maden İş Sendikası Afşin ve Elbistan Şubelerince organize edilen Mevlid-i Şerif’e Afşin Belediye Başkanı Fazlı AYDOĞAN,Afşin Emniyet Müdürü Veysel ATEŞ,Bakraç Belediye Başkanı Hüseyin EMİROĞLU,Maden İş Sendikası Elbistan Afşin Şubesi Başkanı Adil BÖLÜKBAŞI,MHP Afşin İlçe Başkanı Mehmet TAŞKALE, Park Teknik A.Ş Koordinatörü Güray EKEN,Koordinatör Yardımcısı Ramazan YÖN,İşletme Müdürü Şeref GÖKSU,Park Teknik A.Ş Çalışanları,Maden İş Afşin ve Elbistan Yönetim Kurulu Üyeleri ve Vatandaşlar katıldı.
Ulu Camii İmam Hatibi Yusuf DONAR başkanlığında 5 Din Görevlisinin birlikte icra ettiği Mevlid-i Şerif’te vatandaşlar Ulu Camiye akın etti. |
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 10 Şubat 2012 08:51 |
|
Bugün Cuma.Cumanız Mübarek olsun.
Bugün Ulu Camiide ki Cuma Vaazının konusu, "ÖLÜMÜ HATIRLAMAK". İlçe Müftü Vekilimiz Mehmet AYGÜN'ün vereceği Vaaz saat 11:20 de başlayacak.
|
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 10 Şubat 2012 08:34 |
|
Muhterem Mü’minler!
Malum olduğu üzere 12 Şubat, Kahramanmaraş’ın kahraman evlatlarının, vatan ve mukaddesat için her şeyini feda etmekten çekinmeden, bağımsızlık aşkı ve yurt sevgisiyle gösterdiği kahramanlık destanının tarihidir. Bu destan;
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Düsturuna yürekten inanan bir milletin eseridir.
Kahramanmaraş; kurtuluş savaşının başladığı, Türk milletinin dirilerek ayağa kalktığı, işgal ordularına karşı başkaldırılığı öncü bir şehirdir.
Değerli Kardeşlerim!
Cenab-ı Allah Kur’anda: “Ey iman edenler! (Savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman direnç gösterin ve Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.”1 buyurmaktadır.
İşte bu şuur ve inançla: dinini, vatanını ve şanlı bayrağını mukaddes bilen Kahramanmaraş halkı, kalesinde yabancı bir bayrağın dalgalanmasına asla müsaade etmemiştir. Bundan sonra da etmeyecektir Allah’ın izniyle.
Asırlardan beri şehrimizin kalesinde dalgalanan şanlı bayrağımız 28 Kasım 1919 Cuma günü indirilmişti. Bayrağın indirilmesi, bir milletin istiklal ve hürriyetine son verilmesi anlamına geliyordu. Bunun üzerine Kısakürek ailesinden Mehmet Ali Bey “Âlem-i İslam’a Hitap” adıyla hemen bir beyanname yazmış ve yedi adet çoğaltmıştır. İkisini kendisi almış, diğerlerini de oğluna vererek çeşitli camilere göndermiştir.
Halk Cuma namazı vaktinde Ulu Camide toplandığında, Ulu Cami imamı Rıdvan Hoca minberden “Hürriyeti olmayan bir milletin Cuma Namazı kılması caiz değildir” diyerek namazı kıldırmayacağını söyleyince, halk minberden sancağı alarak, Fransız askerlerinin gözü önünde tevhit ve tekbir sedalarıyla şanlı bayrağımızı yeniden kaleye dikmişlerdir. Bu asil şahlanışın kıvılcımı camide tutuşturulmuştur. Bir şairimiz bu olayı şöyle dile getiriyor;
Maraşlım! Bir Hamaset Destanı Nakşedildi Bağrına, Yurdumun Arslanları Öldü İman Uğruna, Ruhlarda Bayraklaşan Allah İçin Savaştır, Bu Şehitler Diyarı, İşte bu yer Maraştır.
Kurtuluş Savaşı sonrasında Ankara’dan Maraş'a bir yazı gönderilerek; Milli Mücadeleye katılanların listesi istenir. Şehrin ileri gelenleri toplanır ve durum tespiti yapar. Ankara'ya: "Maraş'ta Milli Mücadeleye katılmayan tek fert bile yoktur" cevabı verilir. Bunun üzerine 5 Nisan 1925 yılında toplanan T.B.M.M; İstiklal Madalyası'nın Maraş'ta fertlere değil, şehir halkına verilmesini kararlaştırır. Maraş, Milli Mücadeledeki fedakârlıklarından dolayı yine T.B.M.M tarafından 7 Şubat l973’ te de "Kahramanlık" payesiyle ödüllendirilir.
Muhterem Mü’minler!
Tarihe altın harflerle yazılmış bu şanlı mücadele elbette ki övünmek için değildir. Şehitlerimizin aziz hatıralarını ilk günkü tazelikleriyle gönül dünyamıza nakşetmek ve onlara layık evlatlar olmak, en büyük idealimiz olmalıdır. Kurtuluşumuzun anlam ve önemini asla ve asla unutmamalıyız. Bu onurlu mücadeleden gereken dersi çıkarmalı ve bu değerleri gelecek nesillerimize taşımalıyız.
Bu güzel vatanımız için kanlarını dökmüş bütün şehitlerimizi, gazilerimizi, Kahramanmaraş’ımız için; Sütçü İmam, Mıllış Nuri, Rıdvan Hoca, Ali Sezai Efendi, Arslan Bey ve daha adı sanı bilinmeyen binlerce kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyor, ruhları şad olsun diyoruz.
Bu vesileyle, Kahramanmaraş’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 92. yıldönümünü kutluyor, bu cennet vatanı bizlere emanet eden tüm şehitlerimize Cenab-ı Allahtan rahmet diliyoruz.
(İL MÜFTÜLÜĞÜ HUTBE KOMİSYONU)
Kaynaklar:
1-Enfal Suresi 8/45 |
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cumartesi, 04 Şubat 2012 09:32 |
|
Mevlid Kandili dolayısı ile ilçemiz Afşin'de farklı etkinlikler yapıldı önceki gece.
Afşin'de Farklı etkinliklerin adresi haline gelen H. Mevlüt Gedikbaşı Camii'nde Mevlid Kandili dolayısıyla Süt ikramı yapıldı.
Yatsı namazına müteakip gerçekleşen Süt İkramı cemaat tarafından takdirle karşılandı.Cami cemaati bu farklı etkinliği yaşamak,Mevlid Kandilinin coşku ve bereketini hissetmek için Mevlüt Gedikbaşı Camiini doldurdu.
Yaklaşık 300 kişiye süt ikramında bulunan Camii İmamı Cafer GÜNEŞ sitemiz www.yedisevin.com'un sorularını yanıtladı.
GÜNEŞ, "Süt beyazdır.Saflığı,temizliği,duruluğu temsil eder.İnsanın günahından arınmasını bembeyaz olmasını anımsatır.Bizde Mevlid Kandili dolayısıyla farklı bir etkinlik olarak gördüğümüz ve Afşin'de ilk olan Süt ikramını uygun gördük.Cennette de Süt ırmaklarının müjdesi verilmiştir bunu hatırlattık.Süt'ün başta insanlar olmak üzere canlılar üzerinde ki faydalarıda saymakla tükenmez.Etkinliğimize katılan davetimize icabet eden tüm cemaatimize teşekkür ediyorum."dedi.
Öte yandan Cami İmamı aynı zamanda Eshab-ı Kehf Gönül Elçileri Sözcüsü Cafer GÜNEŞ'in hedefinde sabah namazına gelen cemaate süt ikramında bulunmak var.Konu ile ilgili açıklama yapan İmam Cafer GÜNEŞ, "Bu etkinliğimizin devamı olarak cemaatimizi cami ile bütünleştirmek anlamında her sabah namazında gerçekleştirmek istiyoruz" dedi.

|
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 03 Şubat 2012 08:45 |
|
Bugün 3 Şubat 2012 Cuma.Yani Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)'in Kainatı şereflendirişinin 1441'nci yıldönümü olan Mevlid Kandili.
|
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 03 Şubat 2012 07:37 |
|
Bugün Cuma.Cumanız mübarek olsun.Bugün Afşin Ulu Camii de Cuma vaazının konusu, "Alemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)'in doğumu"
Afşin Müftü Vekili Mehmet AYGÜN'ün vereceği vaaz saat 11:20 de başlayacak.
|
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 03 Şubat 2012 07:30 |
Muhterem Kardeşlerim! Yüce Rabbimizin bütün alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz(s.a.s.)’in bir mevlid-i şerifine daha ulaşmanın haz ve mutluluğunu yaşamaktayız. Efendimiz’in doğumu, öteden beri mümin gönüllerde sürûr, veçhelerde beşâret, lisanda ise; “Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır Bu gelen tevhid-i irfan kânıdır Bu gelen aşkına devreyler felek Yüzüne müştak durur ins ü melek.” dizeleriyle tezahür etmiştir. Değerli Kardeşlerim! İnsanlığın yaratılış gayesini unuttuğu, insani erdemlerden uzaklaştığı, cehalet ve zulmün karanlığının ortalığı kapladığı bir dönemde Mekke ufkundan kainata bir güneş olup doğmuştu Efendimiz. “Bir müjdeci, bir şahit, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil”1 olarak göndermişti Yüce Rabbimiz onu… O, bir melek olmadığı gibi, sıradan bir beşer de değildi. Yüce Mevla’dan vahyi alan, insanlara anlatıp öğretendi. O; “Ey örtüsüne bürünen kalk ve anlat.”2 emrine muhatap olmuş, bu kudsi görevi yerine getirebilmek için gecesini gündüzüne katmıştı. Efendimiz bu çileli yolda kınanma, hakaret, itham, boykot ve hicret gibi nice güçlüklere karşı büyük bir sabır göstermişti. Tıpkı Nebi kardeşleri Yunus, Hud, Salih, İbrahim ve diğerleri gibi. Kardeşlerim! Abdullah’ın yetimi, Amine’nin emaneti Halilürrahman İbrahim(a.s.)’ın duası ve müminlerin gözbebeği Yüce Nebi, Rabbimizin insanlığa en büyük ikramıdır. Bu hakikat; “Andolsun Allah müminlere, kendi içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur...”3 ayetiyle duyurulmuştur. Efendimiz cehlin yerine bilgi ve hikmeti, zulmün yerine hak ve adaleti getirmiştir. “Ben Muhammed’im, ben Ahmed’im, ben rahmet peygamberiyim”4 diyen Kutlu Nebi(s.a.s.); nefret ve kinle paslanan yürekleri, körelmiş vicdanları muhabbet ve merhametle yeniden inşa ve ihya etmiştir. Kur’an’ın ifadesiyle O, “bizim içimizden bize gelmiş”5 bir elçidir. ‘İçimizden biri’ olması, O’nun örnekliğinin ve örnek alınmasının da bir gereğidir. O’nun gibi bir kul, O’nun gibi bir evlat, O’nun gibi bir eş, O’nun gibi bir baba, O’nun gibi bir arkadaş, O’nun gibi bir komşu, O’nun gibi bir yönetici olmanın imkânı sunulmuştur bizlere… Kardeşlerim! Kerim Kitabımız, Allah’ı sevmenin ve sevgisine erişmenin Resulümüze uymakla mümkün olacağını beyan etmiştir.6 Asr-ı Saadetten bugüne değin bütün müminler bu ilahi çağrıya uyarak, gönüllerini Efendimizin muhabbetine adamışlardır. İsimlerine, düşünce ve davranışlarına, şiir, musiki ve sanat eserlerine kısaca tüm hayatlarına bu sevgiyi gergef gergef nakşetmişlerdir. Efendimizin adını andıkları ya da işittiklerinde salavat getirmeyi ona saygının bir gereği kabul etmişlerdir. Veladet bahrinde; “Doğdu ol saatte ol Sultan-ı din / Nura gark oldu semavat u zemin” kısmı okunurken oturmayı edebe aykırı görmüş, sanki Resulullah’ın manevi şahsiyetleri meclisi teşrif edercesine O’nun kudümünü ayakta karşılamışlardır. Aziz Mahmud Hüdai hazretleri bu teşrife duyduğumuz minnettarlığı ne güzel dile getirmiştir: “Kudümün rahmet u zevk u safadır Ya Resulallah / Zuhurun derd-i uşşaka devadır Ya Resulallah.” Kardeşlerim! Efendimize sevgimiz O’nu çok iyi anlamak, getirdiği mesajı benimsemek ve hayatımıza aktarmakla tezahür etmelidir. O’nun bizzat Rabbimiz tarafından meth u sena edilen ahlakını örnek alabildiğimiz, merhamet, şefkat, adalet, hoşgörü ve daha nice güzel vasıflarını ilke edinebildiğimiz, kısacası bizler de O’nun gibi canlı birer Kur’an haline gelebildiğimizde Resulümüze sevgi ve bağlılığımızı göstermiş olacağız. Yüce Mevlamız, gönlümüzden Efendimizin sevgisini hiç eksik etmesin. Bugün bu kutlu mabedi dolduran siz kıymetli cemaatimizin mevlid kandilini tebrik ederken, Habib-i Kibriyanın manevi huzurunda kemal-i edeple deriz ki: “Ey velâdeti yeryüzünün baharı, insanlığın bayramı olan, gönüller sultanı, canda canan Yüce Resul! Sizi tanımış ve size iman etmiş olmaktan dolayı biz, erişilebilecek en büyük nimete ermenin idrakiyle Rabbimize sonsuz hamd ve sena ediyoruz. Ruhu tayyibenize gönül dolusu salat ve selam olsun. Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed..” 1. Ahzab, 33/45-46 2. Müddessir, 74/1-2 3. Al-i İmran, 3/164 4. Müslim, Kitâbul-Fedâil, 126 5. Tevbe, 9/128 6. Al-i İmran, 3/31 Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü |
|
Camilerimiz
|
|
yönetim tarafından yazıldı.
|
|
Cuma, 27 Ocak 2012 07:42 |
|
Bugün Cuma.Cumanız Mübarek olsun.
Bugünkü Cuma Vaazımızın konusu, "Affedilmeyen En Büyük Günah: Allah (cc)'a Şirk koşmak."
İlçe Müftü Vekilimiz Mehmet AYGÜN'ün vereceği vaaz saat 11:20 de başlayacak.
|
|
|