Baron Tasarım İnternet Hizmetleri

Afşinin Sesi

Yeşil Afşin

www.Afsinliler.com

Afşin FM

Elbistanın Sesi Gazetesi

 Elbistan Kaynarca Gazetesi

Bizim Elbistan Gazetesi

 Er-TV

42.jpg
27.jpg
uyegirisi
BİZİM ZAMANIMIZDA BİZİM KÖY . Yazdır e-Posta
(3 Votes)
Adem KÖKER
Adem KÖKER tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 20 Şubat 2012 13:47

DSC_0001_-_Copy1Dağların arasında, sırtını yasladığı Güney ve Dikmen Dağının orta yerinde, solunda Adaca ve Tepecik, sağında Payamca, kıblesinde Tekne Dağı ve Berit Dağı. Önü olabildiğince açık. Tarlalarla,  üzüm bağlarıyla dolu bir köy. Dağlar ağaçtan yoksun, çıplak taştan ve topraktan ibâret. Kışları metrelerce karlarla örtülü bembeyaz. O sırtını yasladığı yüce dağlar, bulutları başına taç yapmış gibi durur. Bahar aylarındaysa yemyeşil elbise giyinmiş gibidir.

İşte böyle bir yerde  geçmişti  çocukluğum

Budur hayalimdeki varlığım ve  yokluğum

Aklımda yok  o  zamanki açlığım  tokluğum

Aklımda olan   o   günlerdeki   çocukluğum

Biz, bu köyün çocukları, geceleri bir evde toplanıp büyüklerin geçmiş hikâyelerini dinlerdik, masallarını dinlerdik gıkımızı çıkarmadan. Bu sırada ocakta veya sobanın üstünde kaynayan tarhana çorbasının içindeki pancarı çıkarıp, yakmak için getirilen ardıç odunlarından kopardığımız çöplere takar ve sıcak sıcak şeker gibi yerdik. Kuru üzüm, kuru tarhana, ceviz en güzel kış yiyeceğimizdi bizim. Pestilimiz, kesmemiz, bastığımız olurdu. Bize enerji verir, kış soğuklarında hastalıklardan korurdu.

Karlarda kızaklar kayardık aletsiz edavâtsız lâstik ayakkabılarımızla. Ya da altımızda TZDK naylonlarıyla tepelerden, bayırlardan. Bu naylonları bulabilirsek tabi, zor bulunurdu. Kızak yolumuzun üstüne kardan tüneller yapardık içinden geçmek için, tümsekler yapardık üstünden zıplayıp atlamak, uçmak için. Akşama kadar üstümüzün yaşı kurumazdı. Ellerimiz öyle üşürdü ki; donardı da parmaklarımızı kapatamazdık.

Amcam köyün en iyi avcısıydı. Ava gidince hiç eli boş gelmezdi. Avlarını zaman zaman komşularla ve köylülerle paylaşırdı. Genellikle avı tavşan ve keklik olurdu.

Yağan karlardan dolayı baharda şırıl şırıl dereler çağlardı. Çaylar coşardı da geçemezdik, bazen paçaları sıvar yüksek taşlara basa basa geçmeye çalışırdık. Tarlalardan yemlik, kuşkuş toplardık, o çaylarda yıkar yerdik. Baharla birlikte dağlara koşardık. Sümbül, navruz, çiğdem, purçalık ve ekşi eşgın toplardık. Kenger yerdik, sakız kaynatırdık. Sonra dağ koyaklarına mantara giderdik. Mantar mı ki etten lezzetli mübarek. Koyardık közün üstüne mantarları, içine tuz of of of hey gidi günler hey.

Laleler koca ovayı kıpkırmızı boyardı. Yemyeşildi yoncalar, bembeyazdı papatyalar. Bahçelerde çimenler boyumuzdan büyük olurdu. Kuzuları, oğlakları bırakırdık içine, yayılır dururlardı. Oğlaklar keyifle fink atardı. Karınları doyunca neşeleri tarifsiz olurdu. Sonra götürür ağıllara koyardık onları. Yazın hayvanlar toplanır yaylalara gidilirdi. Evler dağa çıktı derlerdi. İki üç ay orada kalınırdı. Yağlar, peynirler yapılır, koyunlar gırkılırdı. Sonra gelinirdi. Köyde hazınlar tutulur, otlar yığılır, hayvanlar için hazırlıklar yapılırdı. Tabi insanlar kendileri için de zahire tutarlardı.

Ekin biçimi geldiğinde köy önündeki patika yollara sabahın köründe dizilirdi insanlarımız. Ellerinde oraklar, galıçlar, tırpanlar ekin biçmeye giderlerdi. Altın sarısı ekinler; bol bereketli başaklarıyla nazlı nazlı sallanır, biçicilerini beklerdi.

Taş oluklu çeşmelerimiz vardı. Altında tekneler, göller olurdu. Taş oluğa ağzımızı dayar, buz gibi soğuk sular içerdik. Ağustos ayında tarlalara götürürdük tahtadan kovalarla. Bu tahta kovalara galaz denirdi. Galazların üstü ipten örme kaplarla kaplanır, o kaplar ıslatılırdı sular soğukluğunu korusun diye. Uzak tarlalara bahçelere azıklar götürülürdü atlarla, katırlarla, eşeklerle. Dönüşte yorgun olanlar onlara biner gelirdi.

Ekinler biçildikten sonra toplanıp kağnılarla getirilip dökülürdü bir yere. O döküldükleri yerler bizim harman yerlerimizdi. Köylüler; iki kilometre uzaktan gelen kağnının, okundan çıkan gıcırtıdan kimin kağnısı olduğunu bilirdi. Aha derlerdi; falanların kağnısı geliyor, filanların kağnısı geliyor. Sonra o harman yerlerine dökülen saplar; atların veya öküzlerin arkasına bağladığımız gemlerle saman haline getirilirdi. Bazı yerlerde döven de denir, biz ona gem diyoruz. Altında yarıklar olur ve bu yarıklara çakmak taşları yerleştirilir. Bu çakmak taşları çok keskindir sapları iyi keser. Bozuk olanlar harman zamanı değiştirilirdi. Bu değiştirme işlemine gem dişeme denirdi. Gemlerle harmanın etrafında sapların üstünde dön babam dön. Gemlerin üstüne binmek bizim çok çok hoşumuza giderdi. Gem sürme işi bitince harman toplanır tığ yapılırdı, o tığların samanıyla tanelerinin birbirinden ayrılması için rüzgârda savrulması gerekirdi. Bu iş içinde sumaklık yeli beklenirdi. Sumaklık; köyün doğusunda kalan dağlık bir yer, yel o taraftan estiği içinde sumaklık yeli denirdi. Bu yel çıkınca harmanlar, tığlar yabalarla savrulur, samanla taneler birbirinden ayrılırdı. İşte o harman yerleri veya boş tarlalar, bahçeler bizim oyun alanlarımızdı. Amcalar gelip geçerken çocukları simâlarından tanımaya çalışırlardı. Benzetirler; sen filanlardan mısın, sen şunlardan mısın, sen bunlardan mısın diye.

Güzün cevizler çırpılırdı, ellerimizdeki lâstiklerle biz ağaçların başlarında kalanları başaklardık. Bağ bozumlarımız olurdu bir de güz aylarında. Bir iki gün yük hayvanlarıyla üzüm keser taşırdık. Avlularda kurulan üzüm sallarının içine doldurur, üstüne pekmez toprağı dediğimiz beyaz toprağı serpeler, çizmelerimizi giyer başlardık üzümleri tepeleyerek ezmeye. Salın ön alt tarafında bulunan delikten akardı üzümün suyu. Biraz dinlendirildikten sonra koyulurdu koca koca kazanlara ve kazanların altı yakılırdı. Kazanların altından çatır çatır yanan ardıç odunlarının sesleri gelirdi. Bazen çıngıları bir iki metre uzağa sıçrardı. Başlardı pekmez kaynamaya. Kaynayınca kazanın üstünde bir pekmez köpüğü oluşurdu ki lezzetini sorma gitsin. O köpüğü içmek için saatlerce bekleşirdik. Sonra topraktan pişirilerek yapılmış cerelere doldururduk pekmezleri, sene-i devriyesi gelene kadar yerdik. Sürâhi sürâhi şerbet yapar içerdik bulgur pilavının yanında.

Enerjimiz o biçimdi yâni. Bizi tutabilene aşkolsun. Koşuşurduk taşlı, kayalı, tozlu yollarda. Yırtık ayakkabılarımızdan taşlar girerdi, hatta dikenler batardı bazen ayaklarımıza.

Çelik oynardık, güvercin taklası oynardık, birdirbirin adı abıdamyaydı bizde. Pancardan, karpuz kabuğundan, hatta lâstik ayakkabı topuğundan arabalar yapardık. Eski lastik ayakkabı topuklarından yaptığımız tekerlerin üzerine çirtikler çirterdik ki; tozlu yolda iz bıraksın diye. Onlarla yükler bile taşırdık.

Siyeçlere tırmanırdık, siyeçlerden atlardık, taşlara basa basa yüksek şiyeçlere çıkmak hünerdi. Kabaklar sallanırdı siyeçlerden aşağı, öyle büyük ki kucaklara sığmazdı. Kuş lâstiklerimiz vardı yani sapan atardık  (Allah affetsin çok kuşun canına kıydık. Şimdi olsa; sapanla bana vursalar yine vurmam bir kuşu)  Ağaçlara tırmanmak ne zevkli işti be. Maymunlar halt etmiş, onlardan iyi dolaşırdık ağaçlarda. Dallarında barfiks çekerdik, jimnastik hareketleri yapardık, taklalar atardık. Dutu, eriği, ağacın başında yemek ne güzeldi. Dut ağacına dut yemeye çıkardık, elimizde içinde deri çökeleği olan açık ekmek dürümü. Aman Allâh’ım bu ne lezzet, bu ne tat, üzümle de yerdik o da aynı şekilde lezzetli olurdu. Bahçelerden patates söker, ateş yakar külüne gömerdik söktüğümüz patatesleri. Biberi, domatesi, tereyi bahçede yerdik terenin acısı burnumuzdan gelirdi, lezzete bak be.

Ağılların çevresinden, çalıların üzerinden koyun yünleri toplar satardık. Bakkal amca bir kaç şeker veya bisküvi verirdi.

Köyün içi cıvıl cıvıldı. Hiç boş sokak yoktu. Birileri gelir geçer, çocuklar oynaşırdı. Hava yağmurlu olursa örtmelerin altına kaçışırdık. Kızlar ikindi vakti çeşmelere suya gelirdi ellerinde sitillerle, bakraçlarla. Delikanlılar bekleşirdi kızları görmek için köşe başlarında.

Akşam vakti sığırlar gelirdi, cor gelirdi, körpe gelirdi. Herkes önüne gider seçerdi kendi hayvanını, alır getirirdi ahırına. Analar hayvanları sağardı. Babalar kim bilir nerde. Ya tarlada, ya bahçede, ya oduna gitmiş ya da gurbettedir. Ah o günün anaları, o günün babaları, çilekeş insanlar, büyük insanlar. Allah topunuzu birden cennetine alsın emi.

Ben köyümüzde okul olmadığı için ortaokul ikinci sınıftan itibaren devlet parasız yatılı okuluna gitmek zorunda kaldım. Sonra babam zaten şehre taşındı. Köyle de ilişkimiz zayıfladı zayıfladı kesilme noktasına geldi. Zaten koca köy şimdi bomboş. Harabe gibi, çok az insan var. Onlarda ihtiyâr. Gençler evlenmiş, şehre taşınmış, eşlerini bırakmış geçim için gurbete düşmüşler. Kim bilir nerde ve ne zaman gelirler evlerine, çoluk çocuklarının yanına.

Köye ait yaşanmış hiç bir şeyi unutmadım. Hiç kimseyi unutmadım. Gencini, yaşlısını, kızını, gelinini ve delikanlısını. Hepsi daha dün gibi aklımda. Ancak şimdilik bu kadar.

Sizi ben, kelimelerle hiç anlatamazdım

Göremezsiniz, aslında hepinizi yazdım

İmkânı var mı ki beyinden silip atmanın

İşte o yüzden, sizi alıp beynime kazdım

Bizler yolun yarısını geçmişiz ve çocukluğumuzu özlüyoruz, ama geçmiş olsun, hayat yolunda ilerlerken geriye dönüş yok, zâlim zaman, aldığını geri vermiyor.

Bir nehir düşünürüm , çıldırmış  gibi akan

Ve bir saman çöpü, o çılgın nehre kapılan

İmkânsız değil mi, çâresiz değil mi saman

Saman misal, sürükler bizi insafsız zaman

Öyleyse bu günün çocukları sizler; elinizdekinin, yâni bugünün, yâni şu ânın, yâni şimdinin kıymetini iyi bilin. Dünyâ ve âhiret için iyi kullanın...

Görüşmek üzere, Allaha ısmârladık, hoşçakalın....

Müşiroğlu Adem KÖKER

Okuma: 345
Yorumlar (0)add comment

Yorum yaz
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız, eğer kayıtlı deşilseniz lütfen ilk önce kayıt olunuz.

busy
 

Siz değerli üye Adem KÖKER bizimle bu yana Cumartesi, 20 Haziran 2009.

Yazarın Diğer Makaleleri


~~~~~~~~~~~~~~~~
simge simge simge_copy akonsimge
akonm
~~~~~~~~~~~~~~~~

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Online Üyeler

Yok

Yazarlar

A.Süreyya DURNA
A.Süreyya DURNA
Adem GÜNDOĞAR
Adem GÜNDOĞAR
Afşin Halit Aksu
Afşin Halit Aksu
Ali Başpınar (Çöteli)
Ali Başpınar (Çöteli)
Ali Rıza Ceviz
Ali Rıza Ceviz
Av.Mehmet Turan
Av.Mehmet Turan
Av.Murat Bozkurt
Av.Murat Bozkurt
Bahri BOLAT
Bahri BOLAT
Cuma Tahiroğlu
Cuma Tahiroğlu
Doğan Akpınar
Doğan Akpınar
Erol Boyunduruk
Erol Boyunduruk
Fethi Uğurlu
Fethi Uğurlu
Fevzi Kaynak
Fevzi Kaynak
Furkan Cansoy
Furkan Cansoy
Galip Özer
Galip Özer
H.İbrahim Genç
H.İbrahim Genç
Halil DEMİR
Halil DEMİR
Haşim Kalender
Haşim Kalender
İsmail Çelik
İsmail Çelik
Kerem AKPINAR
Kerem AKPINAR
Mehmet Gören
Mehmet Gören
Mehmet Gözükara
Mehmet Gözükara
Mehmet Mortaş
Mehmet Mortaş
Mevlüt Kır
Mevlüt Kır
Necmi Kızılay
Necmi Kızılay
Adem KÖKER
Adem KÖKER
Nurettin Ertekin
Nurettin Ertekin
Nuri Siyami Demir
Nuri Siyami Demir
Oğuzhan Köker
Oğuzhan Köker
Ömer Arslan
Ömer Arslan
Osman KONAK
Osman KONAK
Refik Gündoğar
Refik Gündoğar
Salih Zeki ŞAHİN
Salih Zeki ŞAHİN
Şeref Ertekin
Şeref Ertekin
Tahir Görenli
Tahir Görenli
Tuğba Söyler
Tuğba Söyler
Veli Kabaağaç
Veli Kabaağaç
Yakup Canpolat
Yakup Canpolat
Zihni Ertuğrul
Zihni Ertuğrul
Yusuf GÖKDOĞAN
Yusuf GÖKDOĞAN
Bedir ÖZKÖK
Bedir ÖZKÖK
Malik Ejder İNAL
Malik Ejder İNAL
Mustafa HAMİŞ
Mustafa HAMİŞ
Mustafa KÖŞ
Mustafa KÖŞ
Ramazan KIRAÇ
Ramazan KIRAÇ
Mehmet AYGÜN
Mehmet AYGÜN
Mehmet TAHİROĞLU
Mehmet TAHİROĞLU
NAZMİ GÖKDOĞAN
NAZMİ GÖKDOĞAN
EYÜP ŞAHAN
EYÜP ŞAHAN
Alaaddin AĞCADAĞ
Alaaddin AĞCADAĞ
FİKİR YELPAZESİ
FİKİR YELPAZESİ
ADEM TÜRKHAN
ADEM TÜRKHAN
CUMA AYAR
CUMA AYAR

Müzik Kutusu



Günün Sözü

Dünya şehvetlerle donatılmış, âfetlerle kuşatılmıştır. Dünya malının helalinin hesabı, haramının azabı vardır. Dünyaya yakınlık ve ilginiz ona göre olsun.
İbn-i Semmak -

Sayaç

mod_vvisit_counterBugün675
mod_vvisit_counterDün1448
mod_vvisit_counterBu Hafta1350
mod_vvisit_counterGeçen Hafta9044
mod_vvisit_counterBu Ay26977
mod_vvisit_counterGeçen Ay44468
mod_vvisit_counterToplam936678

IP: 38.107.179.230